Zor bir dönem yaşıyoruz.Bu zor dönem de herkesin imtihanı farklı.Bunları söylerken de dilimden şu mısralar dökülüyor.
“Hiç bilmem gönlümün bu sevdadan bıktığını
Yer yer yıkılmış olsa da irademin kaddi,
Kim görmüş Mecnunun Leyla’yı bıraktığını
Hep bu oldu dünyada,düşüncemin serhaddi…”
Çile,ızdırap,gurbet…
Bu yolun kaderi bu.Bediüzzaman da yaşadı bu kaderi ”Seksen küsur senelik hayatımda dünya zevki namına birşey bilmiyorum. Bütün ömrüm harp meydanlarında,esaret zindanlarında yahut memleket hapishanelerinde,memleket mahkemelerinde geçti. Çekmediğim cefa,görmediğim eza kalmadı.Divan-ı harplerde bir cani gibi muamele gördüm,bir serseri gibi memleket memleket sürgüne yollandım. Memleket zindanlarında aylarca ihtilattan men edildim.Defalarca zehirlendim.Türlü türlü hakarete maruz kaldım.” der ve çektiklerini bize anlatır.
Bugün bu kaderi,sahada koşturan,kim var denildiğinde sağına soluna bakmadan ben varım diyen,her zaman taşın altına elini koymuş benim Hizmet Çilekeşleri dediğim arkadaşlar çekiyor.İşler sarpa sardığında ilk kendini dışarı atan abiler veya kendini yurtdışında bir üniversiteye atmış,maaşını alıp oturduğu yerden ahkam kesen akademisyenler değil.
Hatırlarım ihlas ve samimiyetle Türkiye’de insanımıza el atan, hizmet diye koşturan bu Hizmet Çilekeşleri,1990 lı yılların başında Rıza-ı İlahiyi kazanmak için yurtdışına hicret var denildiğinde ilk onlar yola revan olmuşlardı.Neyle karşılaşacaklarını,nasıl bir ortama gittiklerini bilmeden bir meçhule yelken açmışlardı.Kimisi uçakla,kimisi karayoluyla hicret beldelerine ulaştıklarında otel de kalmak bile akıllarına gelmiyor,kah arabada uyuyor,kah önlerine çıkan birinde Tanrı misafiri oluyorlardı.Yola çıkarken Rablerinin onları yalnız bırakmayacağını biliyor,umutlarını hiç kaybetmiyorlardı.
Uçakta yanına oturan birinin Eğitimci olmasıyla veya karşılarına çıkan başkalarının yıllarca onları bekler gibi bağırlarına basmalarıyla kafalarındaki okul açma düşüncesi şekilleniyor okullaşma ve kurumsallaşma dönemi başlıyordu.Onların temsili kalplerde makes buluyor ve sulh adacıklarının ilk temelleri atılıyordu.Çilekeşti bu arkadaşlar.Kimi zaman okulun inşaatında çalışıyor,kimi zaman ders anlatıyor,kimi zaman da aile ziyaretleriyle gönülleri kazanmaya çalışıyorlardı.Türkiyede ki sponsorlarından aylarca para gelmemesine rağmen şikayet etmiyor,bazen taksicilik yapıyor,bazen evde yaptıklarını satıyor hayatlarını idame ettirmeye çalışıyorlardı.Türkiyedeki hizmet arkadaşlarının en güzel binayı biz yapacağız,en fazla okulu bizim bölgemizde açalım diye ihlastan ve samimiyetten uzaklaştıkları ve maddi manevi yalnız bırakıldıkları dönemlerde bile Ya Sabır çekiyor dava adamının şahidi halidir,dine hizmet kendisini beri tutanlara değil,kullardan bir kul olduğunun şuuru ile ahirete azık ve keffaret arayanlara bahşedilen bir lütuftur diyerek yollarına devam ediyorlardı.Tabi bu dönemleri yaşamamış hazır kurumların üzerine gelip rahat yaşamış arkadaşlara bu anlattıklarım çok ütopik gelebilir.Ama etraflarında olan bu arkadaşları bulup dinlerlerse ne hikayeler olduğunu göreceklerdir.
Son zamanlarda bazı akademisyen arkadaşların hizmette karar mekanizmasındaki abilerle ilgili birtakım eleştirileri oldu.Geç de olsa yapılan bu eleştiriler haklıydı ve değerlendirilmesi gerekiyordu.Bununla ilgili bir iki cevabi yazı da çıktı.Bu iki cenahla ilgili Hizmet Çilekeşlerinin bişeyler demesini bekledim.Çünkü asıl konuşması gereken onlardı.
Ey akademisyen arkadaşlar;
1-Tenkit ve eleştirilerinize lütfen devam edin bugün olmasa bile yarın söyledikleriniz makes bulacaktır.
2-Sizler genellikle hizmet dönemlerinde taşın altına elini koyanlardan olmadınız.Biz akademik kariyer yapacağız diye vazife almadınız (Vazife alıp herdaim koşturan arkadaşlar istisna tabi)
Şimdi Batı’da iyi üniversitelerdesiniz. Lütfen ben hayatlı yaşamaktan çıkın ve aktif görevler alın.
3-Bu hizmetin sizden beklentisi kendi branşlarınızda en iyi olma ve dünyada ses getirecek çalışmalara imza atmanızdır.
4-Bulunduğunuz üniversitelerde şuan yaşanılan özelliklede kadın ve çocukların yaşadığı mağduriyetlerle ilgili proğramlar yapmak ve bu yaşanılanları etrafınızdakikere anlatmak(Maalesef özellikle ABD,Kanada ve Avrupadaki ülkelerde yaşayan akademisyenler kafalarındaki şüphelerden mi yoksa korkularından mı bilinmez bu konuda çok cılızlar)
5-Hizmetin entelektüeli yok eleştirisi herdaim vardı.Dün abiler bizim evin danasından bişey olmaz diyerek önünüzü tıkamışlardı ama bugün bu engelin olmadığını düşünüyoruz.
Gelelim hizmetteki abilere.
Türkiyede bu süreçler yaşandığında karar verme noktasındaki abilerin çoğu yurtdışında.Hele dünün Karalar bağlayıp Kurt olanlarını Aygün ve Canöz geçinenlerini Hocaefendi’nin yanında bazen görünce maşallah diyorum orası tapulu malları gibi kimseyede yer açmıyorlar(Bu ifadelerden dolayı mübarek abiler lütfen bize haklarını helal etsinler.Bilenler kimleri kasteddiğimi bilir)Karar mekanizmasındaki bu abiler Hizmet çilekeşlerini dün biz biliyoruz diye dinlemiyorlardı bugünse,tenkit ediyorsunuz buna tahammülümüz yok diye dinlemiyorlar.Ne hikmetse bu abiler vazife itibarıyla da hep tercih edilen ve hiç değişmeyen oluyorlar.Birşeyler söylediğinizde sizi dinliyor gibi yapıp idare ediyorlar.İnsan bazen düşünüyor acaba bunlar yönetme şehvetinden vazgeçip ne zaman bir kenara çekilecek dillerinde zikir ve evrad-ü ezkarlarıyla dua halkası oluşturacak,sohbetleriyle aşk şevk verecekler.Dün çalıştıkları ve hizmette beraber koşturdukları insanları sadece bir şirket çalışanı gibi gören abiler.Vazife bittikten sonra hiç arayıp sormayan hele şu yaşanılan zulüm sürecinde bile bir kere yakınındakileri aramamış abiler.Uhuvvet ve İhlas risalelerini bin defa okumuş ama tefani sırrını bir kere hayatlarına tatbik etmemiş abiler.Evet bunlar umutlarımızı kırsada Hizmet Çilekeşleri Rabbimizin takdiri diyor yine de rıza gösteriyorlar.
Akademisyenler ve abiler olarak sizler normal hayatlarınıza devam ederken dünün Hizmet Çilekeşleri,bugün zalimin zulmüyle Türkiye zindanlarında, gaybubette çilelerini dolduruyorlar.Kimisinin kalbi yetmedi Rabbine yürüdü kimisi hastalıklarıyla boğuşuyorlar.Meriçin azgın sularını,Ege denizinin sert dalgalarını geçmeye çalışıyorlar.Geçebilenler,kamplarda yaşıyor veya vardıkları ülkelerde pizza dağıtıyor,Uber yapıyor,bulaşık yıkıyor hayatlarını idame ettirmeye çalışırken hallerinden şikayet etmiyor, yine hizmet adına ne yapabilirim,etrafımdakilerle nasıl sulh adacıkları oluşturabilirim diyerek koşturmaya devam ediyorlar.
Emin olun devran dönüp herşey normale döndüğünde hizmet var, Afrika’nın en yaşanmaz yerlerine yine hicret var denildiğinde sizler yerlerinizden ayrılmazken bu Hizmet Çilekeşleri
“Ateşten sineleriz alev dokunmaz bize
Kor kesilip gitmiştir gelenler semtimize
Şimdi dinmiş olsada ruhlarda heyecanlar
Mutlaka tutuşacak,geçmişteki akkorlar”
diyerek yola revan olacaklarıdır.
[İlhami Taşpınar, The Circle] 26.6.2018 [TheCrcl.Ca]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder