Suçlu Merkez Bankası mı? [Harun Odabaşı]

Türkiye ekonomisinin mazide kaldı dediğimiz bütün sorunları yeniden hortladı. Cari açığın ve dış borcun devasa boyutlara ulaşması, enflasyon ve faiz kıskacının yeniden reel ekonomiyi sıkıştırması ve döviz oynaklığının yukarı yönlü dönüşü. Belki en önemlisi yatırım yapması beklenen şirketler başta olmak üzere piyasa aktörlerinin ekonomiye güvenlerinin kalmaması. Güvensizlik öyle bulaşıcı bir psikolojidir ki musibeti ikileştirir, kötüye gideni daha kötü yapar. Oturan yürümeye yürüyen oturmaya korkar. Ürününü satmak zorunda olanlar duraklarsa düşecek, yatırım yapmak isteyen ise önünü göremediği bir sis ortamında neyi nasıl yapacak. Bakınız konut faizlerinde yükseliş ve uzun vadeli borç verme döneminin kapanması.

Erdoğan ise o eski alışık olduğu düzenle kendinden başka herkesi suçlu ilan ediyor. Kriz ortamının oluşmasında kahdöviz lobisini kah faiz lobisini suçluyor. Canı sıkılınca da Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nı ter atmak için kullanıyor. En son MB’nı arkamdan iş çeviriyorlar diye suçladı. İktidarların özerk bir yapısı olan Merkez Bankası ile öteden beri yıldızları barışmamıştır. Turgut Özal’dan bu yana Merkez Bankası ile siyasi iktidar arasında tatlı sert atışmalar hep olagelmiştir. Ancak Erdoğan’ın ekonominin diğer unsurları dört dörtlükmüş ve Merkez Bankası bunu sabote ediyormuş tarzı suçlamaları zannediyorum ilk defa oluyor. Suçlamaların bir adım sonrası İhanet-i Vataniye.

Peki Merkez Bankası Erdoğan’ın isteklerini harfiyen uygulasa ne olurdu? Bütün sorunlar çözülür, enflasyon ve dövizin ateşi düşer miydi? Kötü bir açmaz yaşıyoruz. Bir numaralı görevi TL’nin değerini korumak ve piyasa bileşenlerini dengede tutmak olan MB güçlü siyasi otoritenin baskılarından dolayı aldığı kararlarla iktidarı memnun edemediği gibi normalleşmeyi de sağlayamıyor. MB yönetimi adeta kendi yürüyüşünü unuttu. Saray ne der diyerek piyasadaki dengeler korunamaz. MB bir siyasi parti değil ki Erdoğan ile aşık atsın, doğal olarak susmayı tercih ediyor. Belki bir gün oralarda birileri anılarını yazar da bizde perde arkasında neler olup bittiğini öğreniriz.

Merkez Bankası’nın enstrümanları kısıtlı, elinde faiz ve dövizden başka bir silahı yok. Aktif döviz rezervinin erimesiyle dövize müdahalesi yetersiz kaldığını acı bir tecrübe ile gördük. Rezervdeki sığlık önümüzdeki günlerde başlarına daha kötü işler açabilir. Faiz ve döviz fiyatının bir sebep değil sonuç olduğunu düşündüğümüzde ekonominin genel görünümünden esas sorumlu siyasi iradedir. Tabiri diğerle MB bir açıdan hükümetin icraatları ve hedefleri üzerinden para politikası belirliyor. Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in ‘mali disiplini kaybettik’ sözünden de anlaşılacağı üzere AKP’nin uzun yıllar süren iktidarındaki en büyük kozu olan ekonomik başarısı elinden kayıp gidiyor. Dış ve iç görünüm büyük bir felaketin yaklaştığını haber veriyor. 2018 yılında bulunması gereken 230 milyar dolar dış borç var. Böyle bir kara deliği kapatmak riskleri artmış bir Türkiye için imkansızolmasa çok maliyetli olacak. Yapılması gereken ise 2001 krizinden sonraki gibi bürokrasiyi teyakkuza geçirip sıkı para politikasına ve bütçe disiplinine dönüş. Büyümekten ziyade mevcudu geriletmemeye odaklanma. Fakat Saray’ın 2019’da seçimi kazanmak gibi bir hedefi var. İcraatlarıda popülist politikalara işaret ediyor.

Eğer o meşhur şeytan tüyüyle şöyle ya da böyle ekonomiyi rayından çıkarmadan seçimlere taşısalar bile sonrası için iyimser kalmak çok zor.

[Harun Odabaşı] 17.4.2018 [KronosHaber.com]

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder