Ünlü Washington Post Gazetesinin baş sayfası, ‘Democracies Die in darkness’ mottosuyla açılır. Türkçe’ye, ‘Demokrasiler karanlıkta ölür’ şeklinde çevrilebilecek bu cümle Amerikan demokrasinin de temelini oluşturur.
Demokrasilerde, ‘kuvvetler ayrılığı’ esastır. Amerikan Demokrasisi ‘yasama, yürütme ve yargı erklerinin’ birbirinden bağımsız olarak çalışmasını öngören bu üç ayaklı siyasal sisteme, basın özgürlüğünü Anayasasının 1. maddesinde yer vererek basını siyasi sisteminin 4. saç ayağı olarak ekler ve ona halk adına denetleme, bir tür kontrol görevi verir.
ABD Demokrasisi basın ve ifade özgürlüğü konusunda çoğu Avrupa ülkesinden ilerdedir. Örneğin Avrupa’da bir çok ülkede Yahudi soykırımını inkar, ifade özgürlüğü olarak ele alınmazken, bu ABD’de basın ve ifade özgürlüğü kapsamındadır. Yahudi asıllı ünlü Amerikalı bilim adamı Noam Chomsky’nin Fransa’ya gidip soykırımı inkar eden Fransız tarihçilerinin ifade özgürlüğünü savunması hala hafızalardadır.
(https://www.youtube.com/watch?v=4-oV42OMQoE)
Chomsky, Yahudilerin yaşadığı soykırımın tarihsel gerçekliği konusunda her hangi bir şüpheye sahip değildir. Ancak Chomsky, bir fikirle mücadelenin onu yasaklamakla değil daha güçlü bir fikirle etkisiz kılınacağını önerir.
Fethullah Gülen’in bir İslam alimi olarak basın ve ifade özgürlüğüne yaklaşımı da kayda değerdir. Gülen, ‘Hürriyeti olmayan bir insana gerçekten insan demek mümkün değildir. İçinde düşünce ve ifade hürriyeti de dahil olmak üzere insanların temel hürriyetinin korunması, hayat, din, akıl ve beden sağlığı, aile ve neslin korunması ve malın korunması gibi önemlidir. İfade hürriyeti ve basın hürriyeti cemiyetin umumi manada hürriyet ve huzurunun saç ayaklarındandır.’ der.
(https://fgulen.com/tr/fethullah-gulen-kimdir/fethullah-gulenin-mesajlari/51290-fethullah-gulen-hocaefendinin-dunya-basin-hurriyeti-gunu-munasebetiyle-mesaji)
Fethullah Gülen 17 Ağustos 1995 tarihinde Zaman Gazetesi’ne verdiği Ufuk Turu başlıklı röpörtajında da din ve vicdan özgürlüğü ile ilgili şunları söyler:
‘Demokratik bir anlayışla isteyen insan Müslüman olur, isteyen şamanist kalır, isteyen sizin duygu ve düşüncenizi tercih eder, isteyen başkasını tercih eder. Bazıları bu mülahazamı yadırgayabilir ama ben kanaati acizanemce bu düşünceleri ortaya atmada, beis görmüyorum, bu türlü bir yaklaşıma dünyanın çok da olumsuz bakmadığını düşünüyorum.’
Bir toplumsal grubun çeşitli konularla ilgili eğilimlerinin ölçülmesinde liderlerin söylemleri kadar, medya organlarında yayınlanan yazı, haber ve yorumların içerikleri ve veriliş tarzları da önemli bir yer tutar. Bu anlamda basın, ifade ve vicdan özgürlüğü konusunda saygılı olduğu iddiasındaki toplulukların medya organlarının, çeşitli konularda farklı görüşte olan insanlarla ilgili nefret söylemine kayan yazı ve yorumlarından özenle kaçınmaları gerekmektedir.
Nefret söylemi özetle belirli bir grubu ya da kişiyi, ırk, cinsiyet, yaş, ulus, din ya da cinsel yönelim gibi konularda aşağılar veya tehdit eder tarzda konuşma demektir.
Fgulen.com sitesinde yayınlanan 4 Temmuz 2014 tarihli, ‘Sınırları karışan iki kavram: İfade özgürlüğü ve nefret söylemi’ başlıklı yazıda şöyle denmektedir.
‘Biz ve ötekiler kutuplaşması kendini ortaya koymaktan ziyade başkalarını silmeye yöneldiğinde; ‘ben iyiyim’ demekten öte ‘ötekiler kötü’ demeye; ‘farklılıklarımız zenginlik’ anlayışından geçip ‘benim için tehditsin’ anlayışına dönüştüğünde nefret söyleminin ortaya çıkması için hiçbir engel kalmamıştır.’
‘Nefret söyleminin faili bireyler kimi zaman sıradan bir vatandaş, kimi zaman gazeteci, yazar, sanatçı, aydın, siyasetçidir. Kitlelere ulaşma imkânı daha kolay olanların sıradan vatandaşlara göre nefret söyleminin faili olmaları çok daha fazla olumsuz sonuçlar doğurabilmektedir. Nefret söyleminin içinde mağdurun sessizleştirilmesi, silikleştirilmesi vardır. Nefret söylemini gerçekleştiren ‘eli güçlü’ bir kimse/kesim ise mağdurun sessizleştirilmesi daha hızlı gerçekleşir.’
Bu bağlamda gerek Hizmet Hareketi ile bağlantılı olarak algılanan yayın organlarında gerekse de sosyal medya hesaplarında, çeşitli konularla ilgili olarak farklı kanaatleri olan insanlarla ilgili ‘kesinlikle süzme münafık’ benzeri yakıştırmalar yapmak nefret söylemi kapsama girer ve Hizmet Hareketinin ifade özgürlüğü konusundaki genel kabul gören yaklaşımı ve tutumuyla çelişir.
(http://www.tr724.com/hocaefendi-aldatildi-mi-faik-can/)
Hizmet Hareketi, IŞİD ve benzeri motifleri olan terör örgütlerinin çarpık ideolojilerini çürütebilecek donanımda küresel vizyona sahip bir harekettir ve selefi ideololilerin tekfir edici yaklaşımını ancak abartılı, sağlıksız, sloganik ve hamasi bir zihnin ürünü olarak görür.
Hizmet Hareketini paranoid ve histerik tepkilerden uzak tutması gerekenler, hezeyan niteliğindeki yaklaşımları insanlara aşılamaya çalışmaktan özenle kaçınmalıdır.
Başkalarını ‘münafık’ olarak görmek kendi durumundan memnuniyet duyup, akıbeti ile ilgili kaygı duymamanın işareti olarak da değerlendirilebilir.
Kişilerin birbirine karşı nefret duygularını üretmesini tetikleyip güçlendirebilecek ve daha da önemlisi bu tür tutumları meşrulaştırıp haklı çıkarabilecek yaklaşımlardan herkesin uzak durmasında büyük fayda var.
[Aydoğan Vatandaş] 7.3.2018 [https://medium.com/@avatandas]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder