25 Nisan 2015 tarihi akşamı ülke tek bir gündeme kilitlenmişti. İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi 17-25 operasyonlarını yapan polisler ve Hidayet Karaca’nın da aralarında bulunduğu 75 kişi ile ilgili tahliye kararı vermişti.
Karar sonrası ortalık karışmış, hukukçular sosyo-politik mevzilerine göre hemen ikiye bölünmüştü. Kimileri kararı hukukun ayaklar altına alınması olarak nitelerken, kimileri kararın doğru olduğunu tahliyelerin yapılması gerektiğini dile getiriyordu. Sosyal medya bir birine girmiş, herkes birbirini hainlik, yandaşlık, satılmışlık suçlamalarıyla itham ediyordu.
Gecenin ilerleyen saatlerinde tahliye müzekkereleri Silivri Cezaevine gönderilmesine rağmen tahliyeler gerçekleşmiyordu, mahkeme kararı uygulanmıyordu. Takip eden günlerde de olay sıcaklığını korudu, HSYK kararı veren hakimler hakkında hemen soruşturma başlattı ve hakimleri açığa aldı, arkasından 32. Asliye Ceza Mahkemesi’ne yeni bir hakim atandı, yeni hakim eski kararların yok hükmünde olduğuna karar verdi.
Siyasilerde boş durmadı zamanın başbakanı kararın bir hafta önce Pensilvanya da verildiğini, buna dair ellerinde kayıtlar olduğunu ve bu kayıtları açıklayacaklarını söyledi (o kayıtlar hiç açıklanmadı) devamında da kararı veren hakimler tutuklanarak cezaevine gönderildi.
O günden sonra yargı için hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Bu olay iktidarın yargı üzerindeki tahakkümünü perçinledi, artık hiçbir hakim iktidarın istekleri dışında karar veremez hale geldi. Her şeye rağmen hukuku işletmeye çalışan yargı mercilerinin karaları da uygulanmıyor ve buna kimse bir şey diyemiyor. İktidar partisinin her kademesinde, küçük bir ilçe yöneticisinden parti genel başkanına kadar bir hukuk tanımazlık hakim.
İç işleri bakanı ellerinde yargı kararı olmayan polise “kır kapıyı gir içeri” diye emir veriyordu. Dershanelerin kapatılmasına dair düzenleme Danıştay tarafından iptal edilmesine rağmen uygulanmıyordu. Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın yerine dair (o zamanlar başbakanlık sarayıydı) imar değişikliklerinin iptaline ilişkin yargı karaları için Tayyip Erdoğan ‘gücü yeten varsa gelsin yıksın’ diyordu.
Yargı tamamen siyaset tarafından dizayn edilmişti. İnşa edilen statükoya en ufak bir başkaldırı bile cezasız kalmıyor, hemen açığa alınıyor, soruşturma açılıyor, tutuklanıyor en kötü memleketin ücra bir yerine sürgün ediliyordu.
Son birkaç ayda yaşananlar bu hukuk tanımazlığın katlanarak devam ettiğini açıkça gösteriyor.
Selefine rahmet okutan yeni İçişler Bakanı’mız Süleyman Soylu uyuşturucu ticareti şüphelileri için polise “kır bacağını suçu üstüme at” şeklinde emir veriyor… Yargıtayın Bylock ile ilgili vermiş olduğu bir karara karşı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı açıklama yaparak kararı tanımayacaklarını beyan ediyor… 15 Temmuz darbe girişimi ve devamındaki olayları bastırmak için suç işleyenler hakkında soruşturma açılamayacağına dair KHK çıkarılıyor…
Ve daha dün Türkiye’nin en yüksek yargı mercii Anayasa Mahkemesi tarafından Mehmet Altan ve Şahin Alpay hakkında verilen tutuklamaya yönelik hak ihlali kararlarına rağmen yerel mahkeme bu kararı tanımayarak, sanıkları tahliye etmedi.
İktidarda boş durmadı hükümet sözcüsü Bekir Bozdağ hemen bir açıklama yaparak Anayasa Mahkemesinin haddini aştığını söyledi: Tüm bunlardan da anlaşılacağı üzere artık bu kararın da uygulanma imkanı kalmamıştır.
Türkiye de ki yeni hukuk düzenini açıklamak için, ilk defa Selçuk Kozağaçlı’dan duyduğum şu söz çok uygun düşüyor; “hukuk diye helvadan bir put yapmışsınız acıkınca yiyorsunuz”
[Hayrettin Yıldız] 13.1.2018 [Kronos.News]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder