Ehli Sünnet itikadı herşeye hükmeden, yaratan Külli İrade yanında insana verilen ve sorumluluğuna gerekçe yapılan cüz’i iradeyi yok saymaz. İnsanın ihtiyarını, tercih etme kabiliyetini inkar etmez. “Kul irade eder, Allah yaratır”; bu irade nedeniyle insanın dünyada ve ahirette sorumluluğu olur. Suç işlediğinde bu iradeye ve iradeden kaynaklanan eyleme göre cezalandırılır. Ahirette de dünyadaki tercihlerinden, fiillerinden dolayı yargılanır. Bu nedenle dikkat edebileceği, tedbir alabileceği, engelleyebileceği halde yaşadığı olumsuzluklar, suçlar, günahlar nedeniyle sorumlu tutulur. Zilzal Suresinde “Her kim zerre miktar hayır işlerse karşılığını, her kim zerre miktar şer işlerse cezasını görecektir” deniyor. İslam itikadına göre çaba sarfetmeden, çalışmadan bir şey elde etmek mümkün değildir. Ayette “İnsan için sayinin, çabasının dışında bir şey yoktur”(Necm:39) denilerek eylemsiz ve teslimiyetçi bir yaklaşımla beklemek tasvip edilmemiştir. Çalışmak, rızık için koşturmak, hayatını korumak ve idame ettirmek için birşeyler yapmak kutsal sayılmış ve ibadet kabul edilmiştir.
Hayrı, iyiyi, güzeli, doğruyu bulmak ve şerden uzak durmak, olumsuzdan kaçınmak, zararlı olandan korunmak için Allah aklı kullanmayı, tefekkür etmeyi, düşünmeyi emreder. “Akl etmez misiniz?”, “Düşünmez misiniz?”, “Tefekkür etmez misiniz?” şeklindeki düşünmeye, sorgulamaya, araştırmaya sevk eden pek çok ayet vardır. Hazreti Peygamber önce tedbir almayı sonra tevekkül etmeyi tavsiye etmiştir. Yanına gelen bir bedeviye devesini nereye koyduğunu sormuş, bedevi: “deveyi Allaha emanet ettim” deyince Allah Resulü: “Evvela deveni sağlam kazığa bağla, daha sonra Allahû Tealâ’ya emanet et!” buyurmuştur.
İslami kaynaklar tedbiri tevekkülden önce emrederken bu kaynaklara uyduğu, inandığı iddiasındaki Müslümanlar genellikle tevekkülü tedbirin önüne koyarlar. Bildiğimiz İslami/Dini grupların tamamında teslimiyet, tevekkül, sorgulamama yüceltilir. Sorgulayanlar, olumsuz ihtimalleri gündeme taşıyanlar, yanlış giden şeylere vurgu yapanlar genellikle dikkate alınmaz; çoğu zaman dışlanır, olumsuzlanır. Sonuçları bireysel olan konularda insanlar herşeyi bütün inceliğiyle düşünür, zarar görmemek için her ihtimali dikkate alır. Ama kamusal ve kollektif konularda denge-denetim sistemi yoksa, sorumluluk taşıyanlar bireysel işlerde gösterdiği titizliği göstermez. Genellikle ihtimaller, olumsuzluklar dikkate alınmaz. Tedbirlere yeterince itibar edilmez. Vak’a yaşandıktan sonra ise herşey Kadere havale edilip “tevekkül” bahsine sokularak kapatılır. Bireysel, kollektif tüm sorumluluklar örtbas edilir. Sorumlu arama, yanlışa sebep olan faktörleri araştırma “fitne”, “kaderi tenkit”, “uhuvveti zedeleme” olarak sunulur. Oysa araştırılmayan, ilgililerinden hesap sorulmayan, kimsenin fatura ödemediği ihmaller, hatalar tekrar eder. Tarih birileri için tekerrür eder durur. Problemlerin çözümleriyle ilgili ilerleme katedilmez, Müslümanların başı benzer konularla sürekli belaya girer.
Müslüman toplumlarda ve İslami gruplarda kendisine hesap sorulması gerekenler, sorumlular, “işin fıtratında var”, “Allah’ın takdiri” diyerek hataların, ihmallerin sorgulanmasını engellemeye çalışır. Hatalara sebep olanlar “zamanı değil!”, “düşmana koz vermeyelim” “ümitleri kırar”, “motivasyonu bozar” gibi makul(!) gerekçeler geliştirerek kendilerini koruma altına alırlar. Bu yaklaşım nedeniyle ihmaller, yanlışlar sahipsiz kalır. Ancak bu durum Kur’anın, İslam’ın sorumluluk anlayışına uygun değildir. “Kimseye bir başkasının suçu/yükü yüklenemez” (İsra 15) ayetine ve suçun şahsiliği ikesine aykırıdır. Muhatabı, sorumlusu bulunmayan suçların bedeli/vebali kollektif yapıya kalır. Bireysel hesap sorma, hesap verme olmadığı için de hatalar tekrar etmeye, sorumluluk yüklenenler yanlış yapmaktan korkmamaya başlar.
Son zamanlarda çokça duyuyoruz; cemaatlerde-tarikatlerde ve onların kurumlarında tecavüz, iğfal, zimmet gibi suçlardan suistimale, istismara, ihmale kadar pek çok problem yaşanıyor. İnsanın olduğu ortamda hatanın olması normaldir. Ancak dini gruplarda bu hatalarla yüzleşmek, sorumluları cezalandırmak yerine örtbas etme, yok sayma tercih ediliyor. Kimseyi kurban etmeme, tabanda infial oluşturmama gibi gerekçelerle tarikat/cemaat yapılarında:
- Hata yapanlar, suç işleyenler cezasız kalıyor, yeni suçlara davetiye çıkarılıyor
- Bazı bireyler günah işliyor, ahlaksızlık yapıyor; konu örtbas edildiği için suçlama bütün bir tarikate/cemaate yapışıyor.
- İç denetim mekanzimaları çalışmadığı, dış denetim mekanizmaları siyasi yollarla etkisiz hale getirildiği için bu yapılarda ödemler, cerahatler birikiyor
- İnsanların güvenini ve imkanlarını istismar eden kişiler cemaat/tarikat yapılarında kolayca barınabiliyor
- Bu hadiseleri gören Müminlerde sadece tarikate değil, dine güven de sarsılıyor, itikadi problemler yaşıyorlar
- Kimlik ve kişilik oluşumu safhasındaki gençler bu tür vakaları görünce dinden, inançtan ve tarikatlerden soğuyorlar ve “dindar” olmanın iyi bir şey olmadığı kanaatine varıyorlar
- Cemaatlerin, tasavvuf ekollerinin yaptığı hayırlı işlere cibilli düşmanlık besleyenler husumetlerine gerekçe yapacakları ve kullanacakları malzemeler elde ediyorlar
- Günü kurtarmak, güya itibarı korumak için yapılan bu türden örtbaslar şeffaf sağlıklı yapılar kurulmasının öününe geçiyor.
Maalesef tevekkül ve teslimiyet kavramları suistimal ediliyor. Kader anlayışı hesap vermemek için yanlış yorumlanıyor.
Baştan sorgulamak, araştırmak, tedbir almak, olumsuzlukları gözetmek Müslümancadır, İslamidir. Tedbire rağmen olursa ona tevekkül edilir. Ama “tevekkül” diyerek bireyleri örtbas etmek, sorumlu aramayarak faturayı umuma yıkmak İslami değildir, ahlaki de değildir.
Ayetlerden haberleri yok ama aklettikleri, olumsuzlukları düşündükleri, tedbir aldıkları için Japonya’da devasa depremler oluyor fakat büyük yıkımlar olmuyor. İngilterede habire yağmur yağıyor ama yıkıcı heyelan, ölümlü sel olmuyor. Avrupa’da, Amerika’da bizden katbekat yol ve araba var ama bize benzer katliam gibi kazalar olmuyor. Çünkü onlar 10 kişilik dolmuşa 25 kişi bindirmiyor. Yakadıklarında sorumluyu buluyor ve canını yakıyorlar. Trafik kuralllarına bizim farzlara riayet ettiğimizden daha titiz riayet ediyorlar. Geçmişte yaşayıp tecrübe ettikkleri hataları tekrarlamamak için önlem alıyor, onları tekrar etmiyorlar.
Tevekkül problemleri yok saymaya ve sonrası için tedbirler almaya engel olmamalı. Herşeye polyannacı yaklaşma, olaylara gerçeklikten koparan bir teslimiyet içinde bakma bazı insanları çizgide tutmaya yarasa da sorgulayan, düşünen insanların umudunu, güvenini yitirmesine neden olur.
[Mahmut Akpınar] 15.1.2018 [mahmutakpinar.wordpress.com]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder