Risk ve belirsizlik artıyor [Harun Odabaşı]

Geleceği bilmek mümkün mü? Bu fantastik sorunun bendeki ‘karşılığı mümkün değil’. Kendimi fazlası ile ikna eden bir de izahım var. Eğer geleceği bilmek mümkün olsa idi birilerinin çok fena köşeyi dönüyor olması lazımdı. Borsadan, at yarışlarından, piyangodan veya futbol bahislerinden büyük servetler kazanılırdı. Gerçek hayattan örnek vakıa bile verilemiyor. Bilsek hayatın tadı tuzu kalmazdı bu da meselenin ayrı bir boyutu.

Ama soruyu biraz değiştirirsek. Geleceği tahmin etmek mümkün mü?

İşte bu piyasası ve gerçekliği olan bir soru. Eldeki veriler ışığında durum analizi yapmak muhtemel kriz bölgelerini tespit etmek ve bu tespitleri geleceğe taşıyıp tahminlerde bulunmak pekala mümkün ve gerekli. Örneğin hükûmetler, merkez bankaları ve büyük şirketler enflasyon, döviz ve faiz tahminlerinde bulunurlar. Belirleyici etkisinden dolayı özellikle merkez bankalarınınki gerçeğe yakın olmalı. Sapma ne kadar yüksekse şirketlerin ödediği bedel de o kadar yüksek oluyor.

Belli dönemler hariç Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın(TCMB) tahminleri pek tutmamıştır. TCMB bir şirket analisti olsaydı şimdiye çoktan işten atılırdı. Peki MB bu kadar açık ara tahmin hatası nasıl yapıyor? Hepsi çok seçkin okullardan mezun, IQ seviyesi çok yüksek kariyerli çalışanları işlerini iyi yapamıyor mu? Bu tutarsızlığın nedeni TCMB’nin yapısından ziyade siyasetteki eksen kaymasında aranmalı diye düşünenlerdenim.

OHAL’le yaşamaya alıştık! İş çevrelerinin bazen dillendirdiği sonrada deyip diyeceğine pişman edildiği ‘OHAL artık kalksın’ sözü bile vatan haini damgasını yemeye yetiyor. 2010 yılından itibaren Türkiye hızla otoriterleşiyor. Bir kadro hareketi olarak doğan Adalet ve Kalkınma Partisi çoktan tek adam partisine dönüştü bile.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan sonradan geri adım atsa da geçen hafta parasını yurtdışına çıkaran işadamlarına kesinlikle izin verilmeyeceğini söylemesi piyasalara soğuk duş etkisi yaptı. Bu resmen ekonomi rejiminin değişmesi anlamına geliyordu. Erdoğan’ın bir gün sonra sermaye serbestisinin yasal teminat altında olduğunu ifade etmesi tansiyonu düşürse de ikna edici bulunmadı.

Neticede OHAL şartlarında her şey bir Kanun Hükmünde Kararname’ye bakıyor. Döviz hesaplarının TL’ye çevrileceği rivayetleri mahalle kahvesinde değil en ciddi mahfillerde dile getiriliyor. Yine son dönemde Hollanda ve Almanya’ya dönük yabancı sermaye düşmanlığı not edilen gelişmelerdendi.

Erdoğan’ın AB’ye tam üyelik perspektifinin sona erdiğini ima eden yaklaşımları AB’nin Türkiye’ye tavrı ile test edildiğinde karamsarlığı artırıyor. Yaşananları konjoktürel bulan ve siyasi popülizmle açıklama eğilimli bir kesim var. O kadar iyimser olamıyorum, umarım onlar haklı çıkar ama Türkiye riskleri bol bir maceraya yelken açmış durumda.

AKP topluma umut vadettiği dönemlere yani fabrika ayarlarına geri dönebilir mi? Siyasette muhalefet boşluğu AKP’yi ciddi özeleştiri yapma imkanı vermiyor. Siyaset tıkanınca Türkiye tıkanıyor.

Bir de ekonomi ve siyaset yönelimlerini belirleyen zaten inanılmaz karmaşık faktörlere, Reza Zarrab gibi çok bilinmeyenli denklemler eklenince bize bekleyip görelim demekten başka çare kalmıyor.

[Harun Odabaşı] 12.12.2017 [Kronos.News]

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder