‘Ya düşlerinin peşine düşmeyi seçersin ya da olanları kabullenmeyi. ‘İyi ki’lerinle güçlenir, ‘keşke’lerinle tükenirsin. Karar senin.’ Amerikalı yazar Charles Bukowski, kararsızlığın artılarını ve eksilerini böyle tarif ediyor. Özellikle günümüzde artan imkânlar, hızla değişen şartlar ve hata yapma korkusu gibi durumlar karar vermeyi zorlaştırıyor. Kimilerine göre karar verebilmek fırsat anlamı taşırken kimileri için bu büyük bir sorun. Tüm bunlar Bukowski’nin tespitini doğrulayan davranışlar.Bir karar vermeden evvel, elbette olumlu-olumsuz yönlerini iyice düşünüp tartmalı. Ancak verilen kararın sonucunu önceden kestirememenin oluşturduğu korku alışkanlık haline gelirse kronik bir mutsuzluğa sürüklenebilirsiniz. Florida Eyalet Üniversitesi, kararlarını sık sık değiştiren insanlar üzerine yaptığı araştırmada çarpıcı sonuçlar elde etti. Çalışmaya göre, verdiği karardan emin olmayan insanlar, sıklıkla kararlarını değiştiriyor veya pişmanlık duyuyor. Bu yapıdaki bireyler doğru tercihi yaptıklarından emin olmak istediklerinden, verdikleri kararın arkasında sağlam duruş sergileyemiyor. Sürekli memnuniyetsizlik hali, strese sebep oluyor. Bu durum ruh/beden sağlığını olumsuz etkiliyor ve kişileri depresyona sokuyor. Oysa ki yetinmeyi bilen ve kararlarını kabullenebilen kişiler, daha rahat bir hayat sürüyor.
Karar vermek, bir manada seçmek demektir. Doğru olanı seçeyim derken cesaretsizlik ve korkuyla beslenen kararsızlığınız, zihninizi sürekli meşgul edecek sorular doğuruyor. Ama verdiğimiz kararın arkasında durabilmeyi başarırsanız, bu size hata yaptığınızda da o hatadan ders çıkarabilme ve korkularınızı yenebilme fırsatı sunuyor.
Kararsızlık, doğuştan getirilen bir eğilim ama..
Kararsızlık; çocukluğunda ailesi içinde kararsızlık gözlemlemiş yahut fikirleri önemsenmemiş, olumlu davranışları onay görmemiş kişilerde daha fazla görülüyor. Yapılan yanlış tercihler, bununla birlikte sarsılan özgüven kararsızlık halini tetikliyor. Bu hal, bir süre sonra kişiyi tamamen bloke edip, en basit kararları dahi verememeye kadar sürükleyebiliyor. Sabah gözünü açtığı andan itibaren; “Acaba ne yesem, hangi kıyafeti giysem, nereye gitsem?” gibi en basit soruları kendi kafasında çözmeye çalışmaktan yorulan birey, bir hastalık pençesindeymiş gibi kıvranıyor. Kararsızlığın bu biçimde kronik bir şekle dönüşmesine ise ‘abulia’ deniyor.
Karar vermek ne kadar güçleşirse, kararsızlık süresi de o kadar uzuyor ve kişinin hata yapma endişesi aynı minvalde artıyor. Kendi kararlarını vermekten korkar hale gelen kişi, etrafındakilere ‘Sence?’ sorusunu yöneltmeye başlıyor ki, bu da sorumluluktan kaçma ve başkalarının kararları doğrultusunda yaşama, hayatının kontrolünü bırakma anlamını taşıyor. Ayrıca kişi, çevresindeki insanlar üzerinde de olumsuz bir izlenim bırakabiliyor.
Sosyal Psikolog Dr. Peter Collett, karar verme yolunda ilerleyebilmek adına atılacak adımları şunları sıralıyor: Araştırın, öncelikleri belirleyin, öngörüde bulunun, paylaşın, uzmanlara danışın…
[TR724] 11.12.2017
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder