Reza Zarrab’ı New York Güney Bölge Mahkemesi’nde ilk olarak 27 Nisan 2016’da görmüştüm.Miami’de tutuklandıktan sonra ilk kez mahkemeye çıkarılıyordu.
Saçı sakalı bir birine karışmış, üzerinde koyu lacivert mahkum kıyafeti vardı. Güvenlik görevlileri eşliğinde 17.kat-B salonuna alındığında elleri ve ayakları kelepçeliydi.
Ben izleyiciler için ayrılan bölümün ilk sırasındaydım. Zarrab ise hemen önümde sanık sandalyesinde.
Adeta çökmüş, korkmuş gözlerle etrafına bakıyordu.
Duruşmayı izledikten sonra kişisel bloğumda “O eski halinden eser yok şimdi” başlıklı bir izlenim yazmıştım.
Öyle ya, Reza Zarrab ‘Türkiye’nin en güçlü’ kişisiydi.
Daha 26 yaşında iken Türkiye Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu’nun neredeyse yarısını ‘önüne yatırmıştı’. ‘Memurun ve or.spu’nun bahşişini peşin verme’ usulünü başarıyla uygulayarak ‘olmazları’ oldurmuştu.
Ne iş yaptığını anlamasak da ‘çok iyi iş çevirdiğini’ gördümüz Zarrab herşeye rağmen Erdoğan’a göre ‘hayırsever bir işadamı’ydı.
AKP hükümetinin bakanları ona plaket verebilmek için birbirini eziyordu.
Zarrab uğruna Türkiye’nin yetiştirdiği en iyi polisler, savcılar, hakimler hapse atılırken hukuk ayaklar altına alınıyordu.
Kısacası Erdoğan için ‘dünya bir tarafa Zarrab bir tarafaydı’
https://www.pscp.tv/w/bO3QYjFNV0V3ZHF4YnZ6UWJ8MU93eFdNcllialpHUaXbAVCQ5cBMlEabuQ7nQ2R6MHQJUG3QmN_tKm8CLlld …
O ESKİ HALİNDEN ESER KALMAMIŞ
Aynı Zarrab’ı dün bütün gün New York Güney Bölge Mahkeme salonunda izledim.
Bu kez de ‘bir önceki halinden eser yok’tu.
Öncelikle sanık sandalyesinde değildi-ki bana göre kesinlikle yanlış yerde oturuyor- Savcılığın ‘yıldız tanığı’ olarak hakim Richard Berman’ın hemen yanındaki ‘tanık’ kürsüsündeydi.
Yine üzerinde cezaevi kıyafeti vardı ama bu kıyafeti bir önceki kadar iğreti durmuyordu. Üstelik mahkeme başkanı Zarrab’a ‘isterse gömlek kıravatla gelebileceğini’ söyledi.
Zarrab, savcılığın ‘yıldız tanığı’ olarak resmen mahkemede şov yaptı.
(İfadelerini, haberlerde ve periscope yayınlarında anlattığım için detaylara girmeyeceğim)
ZARRAB RÜŞVET ÇARKINI TEK TEK AÇIKLIYOR: ÇAĞLAYAN’A 50 MİLYON EURO RÜŞVET VERDİM, EGEMEN BAĞIŞ DEVREYE GİRDİ HESABIM AÇILDI
Hatta duruşmaya ilgisi giderek artan Amerikan medyasından Adam Klasfeld, twitter hesabından “Zarrab, jüri için şema çizerken rahatlamış ve otoriter gözüküyor. Eğer ABD’nin federal mahkemede, mahkûm kıyafet giyiyor olmasaydı, bir şirketin toplantısını yönetiyor gibi görülebilirdi” diye yazdı.
Gerçekten de Zarrab mahkemenin ortasına kurulan panoda parçası olduğu suç şebekesini anlatırken bir şirket CEO’su gibi davranıyordu.
Mahkum kıyafetinin cebinde taşıdığı kırmızı, yeşil ve mavi marker kalemlerle detaylı bir şekilde ‘İran ambargosunu nasıl deldiklerini’, ‘kağıt üzerinde milyonlarca dolarlık altın ticaretini nasıl yaptıklarını’ anlattı.
Hem de ne anlatma !
Hani sosyal medyada çok söylenen bir benzetmede ki gibi: ‘filancaya anlatır gibi’ anlattı.
Bir ara kendini kaptırıp ‘şöyle anlatsam daha iyi olacak’ bile dedi.
Eğer Zarrab ve ‘yaptıkları’ hakkında fikriniz olmasa ‘dahi bir işadamını’ dinlediğinizi sanırdınız.
ERDOĞAN ZARRAB İÇİN TÜRKİYE’Yİ YAKTI ZARRAB ERDOĞAN’I YAKIYOR
Hayat işte !
Erdoğan’ın uğruna her yeri, ‘her şeyi’ yakıp yıktığı Zarrab, New York’ta Erdoğan’ın kurduğu ‘efsaneyi’ yıkıyor !
Dahası, parası Erdoğan yönetimindeki AKP’ce ödenen avukatlar (Hakan Atilla’nın avukatları) Zarrab’ı suçlarken 17-25 Aralık operasyonundaki rüşvetleri, ses kayıtlarını doğruluyordu.
Düşünün, daha davanın başındayız ama ‘Erdoğan’ın en temel argümanları’ yerle bir oldu.
Yani ‘17-25 Aralık bir Cemaat komplosu’ değilmiş, Süleyman Aslan’ın evinde çıkan dolar dolu ayakkabı kutularındaki paralar ‘imam hatip parası’ değil, rüşvetmiş.
Zarrab’a dönersem.
Zarrab son gördüğümden bu yana çok rahatlamış. Kendinden çok emin bir şekilde ‘yaptıklarını’ anlatıyor.
Hatta kendinden o kadar emin ki, ABD’de kaldığı cezaevinde gardiyanlara da rüşvet vermeye çalışmış.
Alışmak böyle bir şey demek ki !
Üstelik pek utanması da yok. Yoksa cezaevinde içki ve kadın temin etmek için rüşvet vermeye çalıştığını bu kadar rahat anlatamazdı.
‘Çok rahat’ anlattığı başka şeylerde vardı, mesela Zafer Çağlayan’a ödediği milyonlarca dolarlık rüşvet.
Egemen Bağış’ın kendisine nasıl yardımcı olduğunu da ‘makara yapmadan’ doğrudan anlattı. Berat Albayrak’ın CEO olduğu dönemde AktifBank’ta çevirdiği dolapları da söyledi.
Dedim ya, Zarrab bülbül gibi şakıyor.
Hem de çok istekli. (Bu arada bir cümle ile geçti ama çok önemli bir detay daha vermişti daha ilk dakikada: mahkum takası beklemiş ama olmayınca konuşmaya karar vermiş. Bir gün bugünlerin tarihi yazılırken Erdoğan’ın Zarrab’ı kurtarmak için masum Amerikalıları tutuklatıp onları Zarrab ile takas etmeye çalıştığını da yazacak)
İlk günden anlattıklarını baz alırsak geride kalan günlerde anlatacakları ‘insanın vücut kimyasını değiştirecek’ türden olacaktır.
Gerçi Türk gazetecileri olarak bünyemiz milyon dolarlık rüşvetlere, skandallara alışık ama salonda bulunan Amerikalı meslektaşlar ve izleyiciler ekrana yansıyan rüşvet miktarlarını gördükçe , Zarrab’ın ilişkilerini dinledikçe hayretlerini gizleyemiyorlar.
Zarrab, Çağlayan’a toplamda ’45-50 milyon Euro rüşvet verdiğini’ söylediğinde yüzlerini görmeliydiniz !
ONLARIN YERİNE TÜRK MİLLETİ UTANIYOR
Tapeler ekrana yansıdıkça, rüşvet kayıtları döküldükçe insan bir tuhaf oluyor.
Düşünsenize, New York’ta bir mahkeme salonunda, dünya medyasının gözü önünde Türkiye’de kurulu bir suç yapılanmasının kirli çamaşırları ortaya dökülüyor.
Mahkeme salonunun ortasında bulunan panoda iki Türk bakanı : Zafer Çağlayan ve Egemen Bağış’ın fotoğrafları Ahmedinecad, İran dini lideri Ali Hamaney ve İran Kuds Ordusu komutanları ile birlikte duruyor.
Tam ortada Hakan Atilla’nın fotoğrafı da var.
Panonun boş kısımlarının yarın başka siyasiler ve bürokratlarla dolacağını tahmin etmek zor değil.
Zarrab konuştukça Erdoğan ve arkadaşları değil ama Türkiye’nin onurlu insanları utanıyor!
‘Utanma’ deyince ‘utanması olmayanlara’ dair bir anektodu da eklemek iyi olacak.
Davayı Havuz medyasından da izleyenler var.
Hani 4 yıldır akla hayale gelmedik yalanlar yazan, hayasız iftiralar atan sözde gazeteciler !
Onlar da duruşma salonundalar. Not filan alan yok. Zarrab rüşvetleri anlattıkça yüzleri şekilden şekile giriyor.
Çünkü anlattıkları yalanlar aynı zamanda onlarında yüzüne vuruluyor mahkeme salonunda.
Fakat buna rağmen ‘alıştıklarından’ geri durmuyorlar. Ne rüşvetleri yazdılar ne de Zarrab’ın itiraflarını.
Üstelik davayı itibarsızlaştırmak için dalga geçen tweetler attılar gün boyu.
Sözde Havuz’da yer almayan bazı gazeteciler de Zarrab’ın anlattığı ‘yakıcı gerçeklerden’ hiç bahsetmeden duruşma haberi (!) yazmayı başardılar.
Bugünlere dair bir şeyler yazılacaksa günün birinde, ‘bu dönemin gazetecileri’de o hikayede yer alacaktır.
DAVANIN İLK SONUCU ÇIKTI BİLE
Periscope yayınlarında yada e-maillerde hep şu mihvalde sorular geliyor: Bu davadan ne çıkar ?
Davanın sonunda ne oluru kestirmek zor. Fakat bence davada çıkacak olan en önemli sonuç zaten çıktı.
Erdoğan’ın iddia ettiği gibi 17-25 aralık bir Cemaat kumpası değilmiş, ayakkabı kutularındaki paralar da imam hatip parası değil bildiğin rüşvetmiş.
Ayrıca ‘17-25 Aralık polislerinin, savcılarının ne kadar başarılı bürokratlar olduğu, Zarrab’ın önüne yatmak yerine karşına dikilecek kadar cesur oldukları, ödüllendirilecekken hücreye atıldıkları’ davanın ilk gününde tescillendi.
Daha ilk günden Erdoğan’ın ’17-25 Aralık bir Cemaat kumpası, bir darbe girişimiydi’ tezi yerle bir oldu.
Az şey mi bunlar ?
Madem 17-25 Aralık polis ve savcılarından söz açtık onlarla bitireyim:
Ne demişti Yakup Saygılı “Görüyorsunuz işte olmuyor. Dövüyorsunuz olmuyor. Gömüyorsunuz olmuyor. Üstüne beton döküyorsunuz olmuyor. Gerçekler çıkıyor ortaya.”
Evet, dünyanın öbür ucunda bile olsa gerçekler çıkıyor. Er yada geç.
[Adem Yavuz Arslan] 30.11.2017 [TR724]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder