Merkez Bankası (TCMB) ve piyasalar arasındaki son zamanlardaki ilişki biçimi poker oyununu hatırlatıyor. Evlerden ırak olsun, poker oyunu temelde blöf üzerine kuruludur. Kimin eli güçlü ise o kazanır. Bazen elin zayıf olsa bile bunu rakiplerin anlamadıysa el yükseltip kazanabilirsin. Karşı taraf elinin zayıf olduğunu anladığında ise yandın. Seninle kedinin fare ile oynadığı gibi oynarlar. Yapacağın her blöf uğradığın zararı artırmaktan başka bir işe yaramaz. Aylardır durdurulamayan döviz yükselişinin ve talep edilen faiz artışının arkasındaki herkesin bildiği sır işte bu: Piyasalar, Merkez Bankası’nın elini biliyor.Önceleri dalgalı kur sisteminde dövizin ateşi yükseldiğinde TCMB’nin küçük bir müdahalesi sonuç verirdi. Şimdi ise milyar dolarlık müdahalelere bile döviz banamısın demiyor. Hem döviz çok az düşüyor hem de birkaç gün sonra yeniden güç kazanıp kendisini yukarı atmak istiyor. Ekonomi çevrelerinde faiz artışının dövizi sakinleştireceği yönünde adeta mutabakat var. Kanaatim, kronik hale gelmiş sorunların faiz artışını dinlemeyeceği yönünde. Ama bahara kadar dövizi sakinleştirebilir. MB çaresizlikten faiz artırmaya dünden razı hale geldi ancak genelde AKP hükûmetinin özelde Saray’ın diğer öncelikleri buna mani. Faiz artırımı bir türlü dizginlenemeyen enflasyonu daha da azdıracağı ve konut satışlarını zorlaştıracağı için tercih edilmiyor. Tabiî ki dövizin TL karşısında güçlenmesini açıklanan reel veriler üzerinden de yorumlamak gerekiyor. Örneğin geçen hafta, ABD sanayi endeksi, Zarrap davası, FED tutanakları ve Almanya’da kurulamayan koalisyon hükûmeti haberleri döviz üzerinde baskı oluşturdu. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch’in ‘ABD’nin Türk bankaları hakkında açtığı soruşturma bankaların itibarında zayıflığa neden olursa negatif not baskısı görülebilir’ açıklaması da ayrıca önemliydi.
İktisat literatüründe dövizin bir türlü sakinleştirilememesi ciddi ekonomik kriz belirtisi kabul edilir. Ancak belleğine uzun yıllara yayılan bir hiperenflasyon hatırası kazınan Türk halkı süreci kriz olarak algılamıyor. Üstüne üstlük yıkım etkisi çok güçlü 5 Nisan 1994 ve Şubat 2001 gibi iki büyük kriz görmüş insanlara ne anlatsanız ‘beterini’ yaşadığı için ‘normal vatandaş’ tepkisi almanız mümkün değil.
Karikatürize bir örnek olacak ama toplumda yüksek bir karşılığı olduğu için vereceğim. Geçenlerde bir tweet gördüm “Banane doların yükselmesinden ben bütün işlerimi TL ile görüyorum.” diyordu…
Uzun yıllardan beri Türkiye ekonomisi sıcak para bağımlısıdır. Temel ihtiyaçlarını dış borçlanmanın yanında sıcak para ile karşılıyor. 2000’lerin başında yürürlüğe konan ve Derviş Yasaları denilen sıkı bütçe politikası sonucu ekonominin göstergeleri düzelmeye başlamıştı. AKP de Derviş yasalarına sadık kalınca kredi derecelendirme kuruluşları Türkiye’nin reyting puanını hızla yükseltti. Bunun doğal sonucu olarak Türkiye’ye ciddi doğrudan yabancı sermaye ve sıcak para girişi oldu. MB döviz rezervleri yükseldi. Üstüne bir de özelleştirme gelirleri eklenince iktidar için rahat yılların kapısı aralanmış oldu. Fakat işsizlik oranından enflasyona, toplam dış borçtan döviz fiyatına, kredi derecelendirme kuruluşlarının değerlendirmelerinden faiz oranlarına kadar her veri saadet yıllarının sonuna geldiğini işaret ediyor. Bu aritmik sürece sadece kendine özgü sebeplerle İstanbul Borsası (BIST) senkronize olmadı. BIST belki çaresizlikten kendine sanal bir dünya kurdu ve kötü haberlere ısrarla kulaklarını tıkıyor. Gerçeklerle yüzleşmeyi geciktirebilirsiniz, ancak engelleyemezsiniz.
[Harun Odabaşı] 27.11.2017 [Kronos.News]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder