Okumalarına ve analizlerine çok güvendiğim, uzun süre gaybubette kalan bir arkadaşıma ‘Hizmet içinden, Hizmet’le ilgili eleştirel yazıları okudun mu? Ne düşünüyorsun?’ diye sorduğumda hiç okumadığını, okuma ihtiyacı da hissetmediğini, daha doğrusu bunları okumaya tahammül edemediğini söyledi.Aramızda konuştuklarımızın özeti aşağı yukarı şöyleydi:
‘Türkiye’de aylarca saklandım, küçücük bir evde haftalarca, aylarca evden çıkamadım, her sabah kaldığım evin basılacağı şüphe ve gerginliğiyle uyandım. Ailece çok sıkıntılı dönemler geçirdik. Eşim, çocuklarım en yakınlarımız tarafından dışlandı, yıllardır elimizden hep iyilik görmüş komşularımız bir defa olsun kapılarını çalmadı, hakkımızda terörist diye konuştular. Kendi yurdumuzda bir anda cüzzamlıya döndük. Bunca yıllık hayatımda hiçbir zaman böyle kötü bir dönem yaşamadım. Türkiye’de hala yüz binlerce kişi bu durumda iken bu yazıları okumaya tahammül edemiyorum.
Ama şunu söylemeliyim: Bu süreç Hizmet’le ilgili kafamdaki bütün soruları bitirdi. Hizmet’e düşmanlık edenler o kadar yanlış yerde duruyor, o kadar yanlış şeyler yapıyorlar ki, onlara bakınca bizim, ne kadar doğru ve haklı olduğumuza mutlak kanaat getirdim. Kişisel olarak da Allah’ı buldum. Kendimi daha mümin, daha Müslüman hissediyorum. İnsan hırslarından, tamahlardan, bencillikten sıyrıldığını hissediyor. Bir şeyler kaybettik evet ama çok büyük bir hazine buldum.’
YAŞANANLAR, FARKLI MENFEZLER AÇTI
Bu arkadaşın söylediği gibi herkes çok ağır bir süreçten geçti ve geçiyor. Bütün yaşadıklarımız herkesi, kelimelerin yazmaya kifayetsiz kaldığı ölçüde hırpaladı, yıprattı. Büyük sınanmalardan geçtik. Ve bu sınanmalar herkesin içinde çok farklı dehlizler, menfezler açtı.
Geldiğimiz noktada, genelleyici yaklaşımları doğru bulmamakla beraber benim gözlemim şöyle: Hizmet’e hâlâ en çok inananlar cezaevinde hücrede aylarca tek başına kalanlar arasından çıkıyor, daha sonra en çok inananlar cezaevinde, başkalarıyla kalanlar, sonra gaybubettekiler, sonra da evini yurdunu terk edip hicret etmek zorunda kalanlar.
En rahatsızlar da genellikle düzenli işi olan ve nispeten daha rahat bir hayatı yaşayanlar içinden çıkıyor. Bunu kimseye bir itham için söylemiyorum. Benimkisi hiçbir şekilde hüccet olarak kabul edilmeyecek kuru bir gözlem sadece.
Hiçbir kimseye bunu niye böyle düşünüyorsun, nasıl eleştirel bakarsın denmesini doğru bulmuyorum. Nasıl böyle düşünürsün, niye böyle söylüyorsun demeye de kimsenin hakkı yok. Bilakis herkes özgürce konuşmalı, yazmalı, tartışmalı. Samimi eleştirenlere zaten kimsenin bir söyleyeceğinin olduğunu sanmıyorum. Samimiyetsiz, art niyetli olanlara da Hizmet’in vicdanının hak ettiği cevabı vereceğine inanıyorum.
NEDEN FETHULLAH GÜLEN?
Hayatı boyunca hiç devlet yetkisi kullanmamış, vaizliği saymazsak hiçbir resmi görevde bulunmamış olan Fethullah Gülen Hocaefendi bu kadar insanı nasıl etkileyebiliyor? Söyleyeyim: Gülen Hocaefendi’nin bütün tesiri tespit ve öngörülerindeki doğruluktan kaynaklanıyor. Dosdoğru yaşıyor olması ve yaşamadığı şeyi söylemiyor olması onu bu denli tesirli hale getiriyor. Daha önce de yazmaya çalışmıştım Suriye meselesinde hükümet onu dinleseydi yüz binlerce insan ölmeyecek, milyonlarca insan evinden, yurdundan işinden olmayacaktı. Arap Baharı’ndan, çözüm sürecine kadar belki yüzlerce konuda yaptığı tespit ve öngörülerin neredeyse tamamında haklı çıktı.
Tavır aldığı durumlardan en önemlisi de bence, hükümetin, daha doğrusu Recep T. Erdoğan’ın ülkeyi büyük bir çıkmaza sürüklediğini görüp buna itiraz etmesiydi. Bu ikaz ve itirazı herkes Cemaat için yaptığını düşünse de aslında ülke için yaptığı kanaatindeyim.
Yüzde elli oyla Başbakan seçilen Ahmet Davutoğlu’nun bugün üniversitede bir konferans bile veremediğini okuyunca Gülen Hocaefendi’nin üç-beş yıl önce bir gün herkes bunların ne olduğunu anlayacak değerlendirmesini hatırladım.
HADİSELERE DOĞRU BAKMAK
Acizane kanaatim odur ki, bu konuda da haklı çıkacak. Ve tarif ettiği yolun, mecburen gitmek zorunda olduğumuz bir güzergahta, en az tahribatla, zayiatla geçebileceğimiz yol olduğunu göreceğiz. Çünkü bundan önce belki yüz kere belki çok daha fazla kere söylediğinde haklı çıktı.
İnsanın doğruyu bulması, doğru davranmayı bilip, doğru politikaları üretebilmesi sadece zeka ve bilgi ile yapabileceği bir şey değil. Nasıl ki sadece iki boyutlu bakış eşyayı kavramamızda yeterli olmuyor, hadiseleri de anlayabilmek için de zeka ve bilgi tek başına yetmiyor.
Bu Hizmet’in en büyük şansı eşya ve hadiselere en az üç boyutlu bakabilen bir liderinin olması. Bu söylediğim basit bir lider övgüsü değil, bunca yıldır yaşadığımız her hadiseden sonra iç dünyamdan seslendirdiğim bir söz sadece.
[Alper Ender Fırat] 25.11.2017 [TR724]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder