Hizmet İçin Mecburi İstikamet! [Mahmut Akpınar]

Kader Hizmet’i sabanın toprağı yeni bir ekime hazırlayıp sürdüğü, havalandırdığı gibi alt üst ediyor. Yerleşik bütün düzenleri, algıları, kabulleri yıkıyor. Verimliliği, etkinliği tartışılan, kuruluş niyet ve amacına ne kadar hizmet ettiği sorgulanan kurumları alıyor. Hizmet insanlarını yeniden bir şeyler üretmeye, farklı yollar bulmaya, dünyanın bugünkü ihtiyaçlarına ve zamanın ruhuna göre tasarımları yapmaya zorluyor. Belki de görünür sebepler, Zalim-zulümler bahane! Hakim olan Allah Anadolu’dan çıkan bu potansiyeli, bu nitelikli, güzel insanları dünya çapında bir diriliş, doğum için, iradelerine rağmen bir yerlere sevk ediyor!?

Rabb olan ve bizi ruhen, fiziken şekle sokan, terbiye eden Allah Türkiye’de Hizmetin elindeki tüm imkanları alarak adeta bu insanları yeni coğrafyalara, yeni kültürlere, yeni alanlara, yeni yöntemlere, farklı hizmet arayışlarına itiyor. Kırk yıl öncesindeki gibi bu defa sadece Anadolu’ya değil, tüm insanlığa hizmet fırsatları için beyinlerin zonklamasını, çatlarcasına arayışların olmasını istiyor. Bunun için Hizmet erlerinin maldan, mülkten, makamdan, beklentiden, şöhretten, ünvandan kurtulmasını murad etti. İnsanlar acı ve sancılı da olsa, hazmı çok zor da olsa bunlardan kurtuldular. Şimdi pek çok insan uğradığı mazlumiyet, gadr, eziyet, tahkir, gasp nedeniyle dünyadan elini yumuş, gönlünü geçici heveslerden kurtarmış durumda. Hicret edebilenler bu hafiflikle yeni bir dünyada, yeniden hayat kurmaya, yeni ülkelerde 40 yıl öncesinin yokluğu, yoksulluğu, garipliği ama safiyeti içinde bir şeyler yapmaya çalışıyorlar.

Çoğumuz farkında olmasak da Hizmet ve insanları yeni bir yolculuğa çıkıyor. Mağduriyet, gariplik, mazlumiyet urbalarıyla yapılan yeni bir sefer bu. Bu yeni yolculukta dinamizmi bitiren, idealizmi öldüren, gönül dünyasını körelten dünyevi ve maddi bağlardan kurtulmak şarttı. Allah bu yüklerimizi aldı. Ayakbağı olan bukağılardan, önkabullerden, bir kenara bırakılması gereken alışkanlıklardan, egolarımızdan kurtardı. Bildiklerimizi sıfırladı. Yeni dünyada, yeni yolculukta sıfırdan ve tertemiz bir başlangıç yapmak için bütün şartları, zemini ve en önemlisi ruhlarımızı, zihinlerimizi hazırladı.

Gelinen noktada Bediüzzaman’ın “Meşrutiyeti getiriyoruz” deyip  daha katı istibdat getiren ittihatçılara dediği gibi “Eski hal muhal, ya yeni hal ya izmihlal!” Yeni bir kapı açıldı. Eğer Hizmet ve Hizmet insanları bu yeni imkanları değerlendirebilirse, yeniliğe uyum sağlayabilirse bugüne kadar getirdiği hayırlı işleri daha öteye taşıyabilir, daha global hale getirebilir. Ancak bu noktada karşımıza çıkan bazı mecburi yönler var:

  • İlginç şekilde kader Hizmeti ve Hizmet insanlarını coğrafi olarak batıya doğru sevkediyor. Otokratik Asya ülkelerinin bir kısmı önceki yıllarda Hizmet’e bariyer koymuş ve kendi ülkelerinde yolları ya tamamen kapatmış veya iyice daraltmışlardı. Dil ve kültür bağımız olan bazı ülkelerde de yönetimler değiştikçe sıkıntılar baş gösterdi ve mevzi kayıpları yaşandı. Son süreçte Hizmet insanlarına ve kurumlarına yapılan baskılar nedeniyle sadece Anadolu’dan değil, Asyadan, Afrikadan da pek çok insan batıya hicret etti. Süreç Hizmet insanlarını coğrafi olarak batıya doğru iteliyor. Daha ziyada Hristiyanların yoğun olarak yaşadıkları demokratik Batıya doğru göçün Nurlarda geçtiği üzere “İseviliğin tasaffisi” ile ne kadar ilgisi var bilemiyoruz.
  • Cebri, kaderi bir coğrafi yönelişin yanında kültürel anlamda da batıya doğru bir sevki ilahi ile karşı karşıyayız. Şartlar bu süreçte Hizmeti demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı, açıklık, şeffalık, yönetişim, katılımcılık gibi ilkelerin-değerlerin önemsendiği ve öncelendiği ama otoriterliğin, baskının, şiddetin, katı hiyerarşinin itibar görmediği bir kültürde, toplum düzeninde yaşamaya zorluyor. Diktatörlerin biribiriyle dayanışması, yozlaşmanın, yolsuzluğun hüküm sürdüğü ülkelerin güven vermemesi nedeniyle Hizmet insanları coğrafi ve kültürel olarak hergeçen gün demokratik dünyaya yayılıyor.

Oluşan yeni durum demokratik dünyanın İslam’a, inanca, itikada ters olmayan değerlerini hazmetmemizi, içselleştirmemizi gerektiriyor. Hizmet bu yeni seferinde demokrasiyle, meşveretle, yönetişimle, şefffalıkla bağdaşmayan alışkanlıkları, anlayışları, işleyişleri terk etmek, bu konudaki eksikliklerini gözden geçirmek durumunda.

Hizmet insanları ağır bir depreme maruz kaldı. Binaları, yapıları, bir kısım uygulamaları ciddi tahribat gördü. Bu deprem daha güçlü, daha geniş kesimlere, kitlelere hitap eden yeni bir Hizmet anlayışı kurmak veya uygulamadaki bazı kusurlarımızı tashih etmek için ciddi bir fırsat da sunuyor.

Faruk Mercan’ın da kitabına isim yaptığı üzere Hocaefendi ta 1997’de: “Artık Demokrasiden Geriye Dönüş Yok!” diyor. “Cumhuriyet ve demokrasi, İslâm’a, İslâmî düşünceye, İslâm’ın yaşanmasına, müsait birer zemin teşkil ederler. Bunları Müslümanlığa ters görmek yanlış bir yorumdur.” diyor. Ancak bazılarımız hala alışılagelmişin dışında fikir beyan edenleri dışlıyor, “çilesiz!”, “ham ruh!”, “fitneci!” ilan ediyoruz. Demokrasi en basitinden düşünce özgürlüğüne ve başkasının fikrine saygı esasına dayanır. Kendi yetiştirdiğimiz, bizim kaynaklarınızla beslenmiş, Hizmete aidiyet duyan insanların dahi bazı önerilerine, üsluba itina gösteren yazılarına katlanamıyorsak bu badireden çıkamayız. Bu sancılı değişimi yeni bir doğumla gerçekleştiremeyiz. Herşeyi reddeden, problemleri örtbas eden, itham eden ve komplolara sığınan, hiç kimsenin sorumluluk almadığı, cerahatlere bıçak atmak yerine onlarla yaşamayı tercih eden yaklaşımlarla meseleleri çözemeyiz, dünyaya, insanlığa yeni şeyler veremeyiz. Eleştirenleri linç etme, kendi doğrusu dışında söylenenleri gücü yetiyorsa engelleme, yetmiyorsa görmezden gelme İslam dünyasında yaygın bir hastalık. Hizmet bundan çıkış için çözüm önerileri, projeleri olan bir hareket! Ama kendi içinde makuliyeti, sukuneti koruyarak müzakereler, tartışmalar yapabilmeli. Kendi çocuklarını da dinleyebilmeli, “yeni yetmeler! dünkü çocuklar!” klişesinden kurtulmalı. Bu açıdan baktığımızda bazı görüşlerine katılmasam da bazı akademisyen arkadaşların yazdıklarını, tartışmalarını olumlu ve yararlı buluyorum. Hizmet bir kaç insanın eleştirmesiyle yıkılacak, yok olacak bir şey değildir. Esasları, prensipleri bellidir. Ayrıca o arkadaşların iyiniyetlerinden  şüphe duymuyorum. “Herkesi kendi konumunda kabul etme”, “her görüşe saygı duyma” prensibi kendi arkadaşlarımız için geçerli değil mi? Olmayacak mı? Hedef aynı düşünen, birey özelliklerini yitirmiş, kaliteli, donanımlı ama robot gibi insiyatif alamayan insanlar mı yetiştirmek? Onları dinlemeyecek dikkate almayacaksak, üzerlerine hışımla gideceksek Hizmet neden eğitime, akademik kariyere, okumaya yazmaya bu kadar önem atfetti? Dışardan insanları dinlemeye önem verdiğimiz kadar kendi içimizdeki usule-usluba dikkat ederek yazan-konuşanlara da tahammül etmezsek biz de komplocu, çözüm üretemeyen, kendi gettosuna hapsolmış Ortadoğu’nun İslami anlayışına gömülür gideriz.

Hizmet yeniden yapılanmak durumunda ve bu yapılanmada evrensel insani değerleri, insan haklarını, bireyin çiçek açmasını, düşünce özgürlüğünü, yönetişim, şeffaflık, hesap verebilirlik gibi demokratik değerleri gözetmek, dikkate almak durumunda. Bu konuda yapılması gereken dönüşümler, değişimler varsa buna bir an önce başlamak durumunda. Türklerin yurt dışında oluşturduğu gettolardan kurtulabilmek, yerli topluma nüfuz edebilmek, etkileşime geçebilmek için bunları yapmak zorunda. Bunu yapabilecek tecrübesi, iradesi, esnekliği var. Ancak değişim her zaman sancılı olur, dirençle karşılaşır.

AKP “demokrasi” diye yola çıktı ve en ilkesiz, hukuksuz, acımasız otoriterliğe savruldu. Bir buçuk milyarlık İslam dünyasında İslam’ın demokrasiyle, temel insan haklarıyla, düşünce özgürlüğü ile çelişmediğini ortaya koyabilecek ve bu potansiyele sahip başka kimse yok!

[Mahmut Akpınar] 6.11.2017 [https://mahmutakpinar.wordpress.com]

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder