Rejimin tüm vasfını, karakterini, yöntemini ve vahşiliğini özetliyor bu cümle aslında. 26 Ekim 2017 akşamı Haber Türk kanalındaki açıkoturumda konuşan Doğu Perinçek söylüyor bunu. Kendi adına konuşmuyor yalnızca tabii ki. Giderek artan bir biçimde Türkiye siyasetine yön verdiği artık tüm kesimlerce kabul edilen ulusalcı Avrasyacı derin devlet adına konuşuyor. Takibata alınan, bilerek süründürülen, yasasız ve kanıtsız şekilde hapse tıkılan, kanunsuzca “Reis fermanlarıyla” kamudan atılan, alnına vatan haini ve terörist damgası vurulan yüz binler var. Ve Perinçek onlarla ilgili uygulanan teamülü, başvurulan metodu, faşist uygulamanın dayandığı temeli hiç çekinmeden ifşa ediveriyor: “İlle suçlu olmalarına gerek yok!”. Yani suçlu değiller. Ama “devletten temizlenmeliler”.ARKASINDAN AĞLAYANI YOK
Hukuk bitmiş, ölmüş, arkasından ağlayanı yok! Bu rejimin hukukunun ne olduğunu ortaya koyuyor, hukukun siyasetin köpeği olması durumu. Büyükada casusluk davasında yargılanan Peter Steudtner ve diğer insan hakları savunucuları, devletin en tepesindeki tek adam tarafından alenen casuslukla suçlanmışlardı. Elle tutulur hiçbir – bırakın delili falan! – emare bile olmamasına karşın aylarca casus olarak damgalandılar, havuz medyasında ve evcilleştirilmiş diğer medya “şeylerinde” yargısız infaz edildiler.
Tıpkı bir yılı aşkın zamandır yargısız infaza tabi tutulan yüz binlerce öğretmen, savcı, profesör, doktor, hâkim, asker, din görevlisi ve diğer kamu görevlileri gibi, saçma sapan gerekçelerle bir tür “temizlik operasyonunun” mağdurları oldular.
İşte hukukun bitişi böyle oldu.
Sonra sihirli bir el dokunmuş gibi, mahkeme Büyükada casusluk davasının sanıklarını serbest bırakıverdi. Hatta savcı, serbest bırakılmalarını tavsiye etti. Delil yokmuş. Kimse sormadı, birader, kanıtlar yeterli değildiyse, neden bu adamları tutuklu yargıladınız? İddianameyi sen yazmadın mı savcı efendi? Hay Allah, az kalsın unutuyordum be hukukun siyasetin köpeği haline geldiğini Türkiye’de.
Ben demiyorum ha, Perinçek söylüyor!
Geçen gün bavulun içinde Türkiye dışına kaçmayı deneyen 14 yaşındaki çocuk gibi on binlerce insan, işte hukukun siyasetin köpeği haline geldiği bu faşizmden kurtulmaya çabalıyor. Hukukun olmadığı yerde devlet olmaz, mafya olur. Hukukun sadece olmadığı değil, siyasetin köpeği olduğu bir yerde ise, ahlak ve şahsiyet de biter, insanın içindeki kötünün en dibi ortaya çıkar ve tüm toplumu bir salgın hastalığın yayılması gibi kaplayıverir. Kurumların yıkılmasından daha korkuncu, kurumların gerekliliğine olan inancın toplumda yok olmasıdır. İnsanlar artık olan-biten inanılmaz insan hak ve özgürlükleri ihlallerini görmüyor, görseler bile umursamıyor. Çünkü hukukun siyasetin köpeği olduğunu herkes biliyor.
MADEM CASUSTULAR, NEDEN BIRAKTINIZ?
Peter Steudtner’in ve diğer tutuklu insan hakları savunucularının casus olduklarını kim söyledi? Reis unvanlı Recep Tayyip Erdoğan söyledi. Kim bunun aksini söylüyor? Savcının teklifi üzerine sanıkları serbest bırakan mahkeme! Bunlar casustuysa neden bıraktınız? Casus değildilerse neden tutukladınız? Delil yoktuysa neden tutuklu yargılama kararı verdiniz? Eğer casusluk iddiaları ciddi idiyse, neden bu insanların ülkelerine dönmelerine izin verdiniz? Bakın, yine az kalsın unutuyordum. Türk yargısının veya hukuk devletinin inisiyatifi değil, Alman eski Şansölyesi Gerhard Schröder’in Reis Bey’le gizli bir buluşması olmuş, kendisinin devreye girmesiyle mahkemeye şey edilmiş şey olmaları yönünde!
Yani tut diyor, tutuyor, getir diyor getiriyor, bırak diyor bırakıyor, “bağımsız ve tarafsız” Türk “yargısı” böyle işliyor. Perinçek’in siyasetin köpeği dediği hukuk bu işte! “İlle suçlu olmalarına gerek yok” zaten, Perinçek’in dediği gibi.
SİHİRLİ ‘FETÖ’ KELİMESİ PERİNÇEK’İN DİLİNDE
Perinçek, yaşanan süreci İstiklal Mahkemeleri ile aynı bağlamda görüyor. Tutuklanan veya işinden olan yüz binlerin devletten “temizlendiğini” izah ederken, açık oturumun bazı katılımcıları hık-mık ediyor, “kurunun yanında yanan yaşlardan” ve “at izi ile it izi” meselelerinden bahsediyorlar. Akılları sıra rejimin “özeleştirisini” yapıyorlar. Fakat Perinçek taviz vermiyor. Bu tutumun “FETÖ” yapısını koruduğunu söylüyor. Karşısındaki tartışmacıları hafiften sırıtarak “FETÖ’yü” savunmakla itham ediyor. İşte o anda yelkenler suya iniyor! Sus pus olan her bir tartışmacı, aslında ne kadar “FETÖ” karşıtı olduklarını anlatabilmek için çırpınmaya başlıyorlar. Sinan Oğan başta – o alışıktır zaten Çırpınırdı Karadeniz türküsünden – her birini bir korku sarıyor ki sormayasın!
Perinçek AKP içinde en az 50 “FETÖ’cü” olduğunu – Bülent Arınç’ın adını açıkça vererek – söylüyor, belediye başkanlarının istifalarının da bu bağlamda değerlendirilmesi gerektiğini ima ediyor. Bunlar “temizlenmeden” gerekli mücadelenin tamamlanmayacağını belirtiyor. SETA’dan gelmiş bitirim genç hukuk Yardımcı Doçenti de dâhil, herkes sus pus onaylıyor. Perinçek’i herkes çok önemsiyor, bu belli! Perinçek durmuyor. Arınç’tan sonra Ahmet Davutoğlu ve Kemal Kılıçdaroğlu gibi isimleri de “FETÖ’cü” olarak anıyor – “temizlenmesi” gerekenler arasında. Avrasyacı derin yapının planları meydana çıkıyor. Geriye sayım devam ediyor, her geçen gün çember daralıyor. Erdoğan en ortada, kendisine doğru yaklaşmakta olan sürecin kaçınılmazlığını görüyor mu? Sarayının duvarlarında yankılanan sesini duyma olanağım olmadığı için, bunu bilemiyorum.
Bildiğim, Erdoğan tek adam olabilir, ama sadece vitrinde! Ve sırtını yasladığı güç, her geçen gün daha da etkinleşiyor ve cesaretleniyor gibi görünüyor.
HEM NATO’DA OLUP HEM BU MÜCADELE VERİLMEZMİŞ
Perinçek geriye sayımla ilintili olarak tarih de veriyor: 2018’in emperyalist devletlerle hesaplaşma yılı olacağını, hem NATO’da olup hem bu mücadelenin verilemeyeceğini, Avrasya’nın tercih edileceğini söylüyor. Erdoğan’a hiç ama hiç laf etmiyor. AKP’yi yerden yere vuruyor. Erdoğan’ı savunması Erdoğan sevgisinden ileri geliyor diyenler var mı? Hemen yazıyı bıraksınlar, kendilerine daha ilginç gelen haberlere ve makalelere yönelsinler! Perinçek Erdoğan’ın “FETÖ’yü” temizledikçe ve Batı’dan Türkiye’yi koparıp Rusya’ya yamadıkça – yani ulusalcı Avrasyacıların istekleri yönünde hareket etmeyi sürdürdükçe – destekleyeceğini hemen her cümlesiyle vurguluyor sanki.
Ne SETA’cısı, ne Oğan, ne havuz medyasının köşecisi, kimse çıt çıkartamıyor. Hukuk profesörü bir ara “despotizmi çağrıştıran hukuk uygulamaları” falan demeye getiriyor, ama Perinçek hazırcevap: “Gülen’in temizlenmesi despotizm mi oluyor?” cümlesi, hukukçu profesörün kekeleyerek kendisinin ne kadar “FETÖ” karşıtı olduğunu anlatmasıyla sonuçlanıyor. Sinan Oğan da aynı türden “hukuk rejiminin mağdur ettiği insanlardan” bahsedince, aynı akıbete uğruyor. Perinçek “PKK’lılar mı mağdur? ‘FETÖ’cüler mi mağdur?” soruları, Oğan’ın vicdanını da sönümlendiriyor. Ne de olsa hayatta kalma güdüsü, diğer tüm güdülere göre daha baskındır, değil mi?
Pandora’nın kutusu açılmış artık, geçmiş olsun. Demokrasiye inananlar, insan hakları savunucuları, mağdurlar, dürüstler… Bardak kırılmış. Restorasyon ümitlerinden ziyade, yeniden anayasa ve hukuk devleti inşası nasıl olacak, ona bakmak lazım. Sonlanacak bir dönemden sonra başlayacak olan dönem, demokrasi ve hukuk devleti için ümit vaat etmiyor. Post Erdoğan döneminin sonrasındaki belirsiz bir gelecek için verilecek bir hukuk, demokrasi ve insan hakları mücadelesine hazır olsun herkes.
[Mehmet Efe Çaman] 28.10.2017 [TR724]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder