Voltaire’in düşünce özgürlüğüyle ilgili meşhur cümlesinin aslı bilinenden az farklı. 1770’lerde Le Riche başkeşişine şu cümleyi yazar Voltaire: “Muhterem Başkeşiş, yazdıklarınızdan nefret ediyorum ama yazmaya devam etmeniz için canımı veririm.” Yeri geldiğinde hepimiz böyle düşündüğümüzü öne süreriz. “Ben düşünce özgürlüğüne karşıyım” diyen tek kişi çıkmaz. Ama düşüncemizin zıddı bir fikirle, hatta az farklı bir versiyonuyla karşılaşınca bir anda işler değişir.
Yeniçeriler, isyan ettiklerinde kendileriyle müzakere etmek isteyen vezir ve sadrazamlara “söyletmen urunnn!” vaveylasıyla saldırırdı. Maalesef bu kod genetiğimize işlemiş. Bize birebir paralel düşünmeyen hiç kimsenin konuşmasına veya yazmasına tahammülümüz yok. Bir insanın kendi ‘aile’sinden birilerinin konuşmasına tahammülü yoksa evin dışındakilerin konuşmasına nasıl tahammülü olsun!
BEĞENMEZSENİZ…
Köşe yazısı demek ‘yorum’ demektir. “Ben böyle düşünüyorum” demektir. Okursunuz. Beğenmezseniz, saçma bulursanız -diyelim ki gerçekten saçma!- yarım bırakırsınız okumazsınız. Kalkıp o yazının üstünden mevzi kurup toptan bir genellemeye girişirseniz en basitiyle ayıp edersiniz. Hele hele ‘üst akıl’ benzeri sözlerle gıyabi düşmanlar hayal edip “Onlar basit birer piyon, yazdırıyorlar, yaptırıyorlar, saldırtıyorlar, imdat bizi yok etmek istiyorlar…” derseniz komik olursunuz. “Uhuvvet ve kendini yenileme gayreti” bir yazıyla yıkılabilecek bir şeyse bırakın yıkılsın! Bu değerler lafla gerçekleşmeyeceği gibi lafla da yıkılmaz. Endişelerinizde samimiyseniz normalde 3-5 bin okunacak bir yazıyı feryad-ı figanla on binlere okutmaya çalışmazsınız, durup durup ‘timeline’ı velveleye vermezsiniz.
Bir de diyelim ki siz “dil bilmeyen” “şarka bakmaz, garbı bilmez” biri değilseniz oturur yazının “tehlikeli” ve “yıkıcı” tezlerine karşı, bir başka yazı yazarsınız. Yayınlamayanın ‘iki yüzü kara’! Tüm mevzu bu kadar basit.
ALATURKA VE ŞARKLI OLMAMA
“Alaturka ve şarklı olmama” mücadelesi verenler önce düşünce özgürlüğüne sahip çıkmalı. “Söyletmen urunnn!” diye sayhalanan bir ‘Yeniçeri’ye dönüşmemeli. Bir yandan herkesin istişarelerde fikrini açıktan söyleyebileceği bir özgürlük ve şeffafiyet atmosferi iste, diğer yandan “falanlar niye yazıyor, niye hala atmadılar, niye şunu diyorlar, şurda yazmasın da burda yazsın” de!
TR724’te “Özeleştiri yapma, kendini yenileme, şark kurnazı olmama, eski alışkanlıkları atma, faşist kalıntılardan arınma…” ile ilgili onlarca yazı çıktı. Tüm bunları görmezden gelip bir iki yazıda siteyi ‘gericilik’le suçlamak kimseye yakışmaz.
Somut bir delil olmadan ithamda bulunmama -velev düşmanınız olsa- genellememe, hissi olmama, komplo teorilerine sığınmama, insanları “proje” ve “piyon” gibi sözlerle yaftalamama tabii ki herkesten beklenmez. Ancak söz söyleme pozisyonunda bulunanların bu konuda daha insaflı olması, üzerlerindeki sorumluluğun gereğidir.
ÖZÜR
Bu nedenle de düşünce özgürlüğünü herkes bu kıvamda içselleştirmemiş olabilir. Onların da başımızın üstünde yeri var. O nedenle bu son yazı ve TR724’te şimdiye kadar çıkmış rencide edici tüm yazılar için hepsinden özür dileriz.
Müstear isimlerimiz de var. Bunlar bir yerlere rahat “atış” yapabilmek için değil. Bunu iddia edenler çok ayıp ediyor. Malum mafya tarafından işgal edilmiş, fütursuzca insan ve akraba avcılığı yapılan talihsiz bir ülkemiz var. Daha ötesinden bahsetmeye gerek var mı?
Tr724’ÜN HEDEFİ
TR724’ün yayıncılık hedefi sadece ‘hizmet’le ilgili tüm düşüncelere yer vermek değil. Geniş bir hedefimiz var. Evrensel hak ve özgürlüklerden mahrumiyetin zulmünü çeken her kesimin sesi olmayı düşlüyoruz. Hatta bu konudaki bazı eski ve yanlış reflekslerimizi köreltmek, yaptığımız hataları telafi etmek derdindeyiz.
Türk, Kürt, Ermeni, Alevi… diye bir ayrımımız yok. ‘İnsan’ olma paydasında tüm mazlumlara omuz verme peşindeyiz. Her biri vicdani rüştünü defaatla ispat etmiş genel yayın yönetmenleri, akademisyenler, yazar ve mahir gazetecilerden oluşan güçlü bir kadromuz var. Hepsi medar-ı iftiharımız. Yanlış yaparsak cevabını, sözünü sakınmayan bu kadrodan alacağımız bilinciyle hareket ediyoruz. Ki onlar da sağ olsunlar her yanlışımızda bizi kibarca uyarıyor. Dersimizi alıyoruz.
Acı olan, düşünce özgürlüğü düzeyimizin henüz 18. yüzyılda yaşamış Voltaire düzeyine ulaşamamış olduğunu idrak etmek.
[Selim Gündüz] 6.9.2017 [TR724]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder