Her toplumsal grup ve hareketin bir organizasyon kültürüne ihtiyacı vardır. Bu kültür, hareketin tarihsel süreci içerisinde oluşan, harekete katılanların davranışlarını yönlendiren normlar, davranışlar, değerler, inançlar ve alışkanlıklar sistemidir.
Bu sistemin yenilenmesi gerektiğine dair kanaatimi ilk iki yazıda gerekçelendirmeye çalıştım.
Yenilenmiş bir Hizmet kültürü… Ama nasıl?
Daha önce de belirtildiği gibi, içinde bulunduğumuz süreç farklı bir momentum oluşturdu. Bu momentum fırsata da çevrilebilir, negatif bir dönüşüme de sebep olabilir.
Örneğin PR şirketleriyle anlaşmalar yapıp, Hareketin kendi resmi söyleminin onlar tarafından oluşturulmasına izin vermek ne denli yanlış ise, şeffafiyet talebine binaen yapısal sorunlar hiç yokmuş gibi davranıp, ‘var olanı’ resmiyete dökerek kolaya kaçmak da o kadar tehlikeli.
PR şirketleri, Hareketin o coğrafyadaki içselleşmiş söyleminin toplumsal algıda nasıl pazarlanması gerektiği konusunda destek vermeli belki ama ‘resmi’ söylemi oluşturma konusunda anlamlı olmayacaklardır. Resmi söylemi onların oluşturmasına izin verilirse, -Hareket’in kendi ürünü olmadığından dolayı- resmi söylemin yani sıra ‘gayri resmi’ bir söylemin de oluşmasına alan açılmış olur. Kendi iç dinamikleri ile dahi yenilenme konusunda zorluk çeken bir hareket, dışarıdan hazır tepside sunulan çözümler konusunda doğal olarak doku uyuşmazlığı yaşar. Kaldı ki ‘örnekleri kendinden bir hareket’ gibi oldukça iddialı bir söyleme sahip olan Hizmet, sevenlerini bir kimlik çatışmasına itebilir.
Öbür taraftan şeffafiyet talebine cevap vermek adına, ‘var olanı’ olduğu gibi resmiyete dökmek, kavramsallaştırmak, diğer bir ifade ile ‘modernleştirmek’ de içinde bulunduğumuz sorunu çözmez: Hareketin yenilenmeye ihtiyacı vardır. Zalim, Allah’ın kılıcıdır. Ve bu kılıç sayesinde, Hareketin her ferdi, bu yenilenme ihtiyacını çok şiddetli bir şekilde hisseder olmuştur. Hal böyleyken, sistemde, Hizmet kültürü anlayışında hiçbir değişiklik, düzeltme yapmadan, ‘sadece’ modernleştirmek, olup biteni net bir şekilde kâğıda dökmek, içinde bulunduğumuz imtihanda bizi başarısız kılar kanaatindeyim.
Özetle, ‘kapital’ ve ona endeksli olan ‘güç’ denetiminin çok iyi yapılması gerektiği kanaatindeyim. Bu gerekliliği hepimizin öyle veya böyle ‘hakka’l yakin’ tecrübe ettiği bir örnekle resmedelim:
Fethullah Gülen Hocaefendi’nin Hizmet’e yakın insanların darbe girişiminde aktif rol almalarını ihanet olarak tanımladığı hepimizin malumu. Lakin istihbarat tarafından Hizmetin içine sızdırılmış veya ‘devşirilmiş’ insanların varlığı da son zamanlarda ciddi manada tartışılıyor. İsmi geçen kişilerin Hareket içi konumlarının gayet kuvvetli olduğu da aşikâr.
Asıl can alıcı ve kanaatimce ihmal ettiğimiz nokta ise, konumu bu denli güçlü insanların bu konumu istismar etmemesi için herhangi bir kontrol mekanizmasının bulunmaması, aksine her türlü ‘doğal frenlemeyi’ devre dışı bırakacak şekilde bir itaat kültürünün hakimiyeti. Hareketin katılımcısı olan bireyler için ‘değerler ve prensipler’ üzerine bina edilmiş bir özgürlük alanı bırakılmış olsaydı, birimlerin ‘abileri’ yönetme yerine, oluşabilecek güzel inisiyatifler için bir koordinasyon merkezi sorumlusu gibi hareket etseydi, bahsi geçen ‘devşirildiği’ ve ihanet içinde olduğu tahmin edilen insanlar, bu denli zarar verebilirler miydi Harekete?
Organizasyon kültürü açısından istismara açık olan zaaflarımız konusunda bir fikir edinmek için etki, toplantı sistemi, yürütme, çatışma, takdir ve metot-hedef başlıklarına yoğunlaşmamız sanırım yeterli:
ETKİ
Harekette bir inovatif fikrin kabul görmesi için, yönetim kademesinde olan ‘yetkili’ ile görüşüp, onu ikna etmek, oldukça etkili bir yöntem. Aynı alanda uzmanlığı olan veya aynı ‘basamak’ta olan insanları ikna etmekten ziyade, son sözü söyleyen genelde üst mertebedeki yönetici oluyor. Bir proje için onun hamiliğini kazanmak, o proje için maddi ve manevi kaynak bulmayı oldukça kolaylaştırıyor.
TOPLANTI / İSTİŞARE SİSTEMİ
Harekette mevcut olan toplantı kültüründe hem olumlu, hem de olumsuz örnekler var: Toplantıya katılan ve toplantıda ki ‘en üst mertebe’de bulunan kişinin tavrına göre, önemli mevzularla ilgili yoğun bir diyalog şeklinde uygulandığı kurum ve coğrafyalar mevcut. Özellikle içinde bulunduğumuz süreçle birlikte bunun daha yaygın bir hale geldiğini görmek mümkün. Hepimizin daha aşina olduğu toplantı formatı ise, daha önceden belirlenmiş gündemlerin aktarımı ve onaylattırılmasıydı. Böyle bir toplantı formatının, inovasyon girişimlerini oksijensiz bırakarak boğduğu aşikârdır.
YÜRÜTME
Hareket içi bir girişimde bulunulduğunda, konuya vakıf olmaktan ziyade, meseleyi derinden kavramak yerine, doğru kişilerle doğru iletişim kanallarının olması daha önemli bir rol oynuyor. Elbette sadece Hizmet´te değil, her kurumda doğru kişilerle, doğru iletişim kanallarının olması, efektif çalışma adına önemlidir. Lakin gerekli ve makul olan bir mevzuyla ilgili, doğru kişileri tanımak, bunun da ötesinde doğru kişilerden ‘onay’ almadan iş yapamaz olmak, oldukça istismara açık bir durum: Şahsi düşünceleri Hareketin merkezine yakın olmayan, aykırı düşünen, eleştirel nazarla bakarak daha iyisini bulmaya çalışan veya kendi fikri yanlışsa, ‘doğru’ olan konusunda ikna olmak isteyen bir kişi nasıl hareket içi efektif olabilir böyle bir tabloda?
ÇATIŞMA
Hizmet Hareketi’nde sistematik bir aktif çatışma çözümü ve önleme diye bir olgudan bahsetmek mümkün görünmüyor. Halbuki insanın olduğu her yerde çatışma olma potansiyeli vardır. Hareketin şu ana kadar bununla ilgili ihtiyaç hissetmemesinin başlıca iki sebebi bulunuyor: 1) Hareket gönüllüleri arasındaki kardeşlik anlayışı ve ‘fitne’den korku 2) Üst mertebede bulunanların tepkilerinden kaynaklı, kariyer endişesi.
İnsanlar, misilleme veya sürgün korkusu olmadan, aktif bir yönetim pozisyonu olmayan, arabuluculuk eğitimi almış, hakem bir kişinin olduğu ortamlarda sorunlarını çözecek seviyeye gelebilmeli.
TAKDİR
Hizmet Hareketinin gönüllüleri, şahsi motivasyon açısından ‘Allah rızasını’ gözeten insanlar. Takdirlerini de Allah´tan bekliyorlar doğal olarak. Lakin mertebelerin olduğu bir organizasyon kültüründe, başarıların da objektif bir şekilde değerlendirilmeleri gerekiyor.
METOT-HEDEF
Metot ve hedeflerin keyfi olmaması için, değerler kümesinin net tanımlanmış ve iyi anlatılmış olması gerekiyor. Muğlak söylemlerden uzak böyle bir değerler kümesinin pozitif ve negatif teşviklerle pekiştirilmesi gerekiyor. Bunu Hareket en başta da Hocaefendi bireylerin manevi hayatı açısından, Kur’an ve Sünnet perspektifinde çok başarılı bir şekilde sağlamış durumda.
Lakin Hareketin aynı başarıyı, Hizmet’in topluma bakan amaçları konusunda sağladığı söylenemez. Demokrasiden dönüşün olmadığı ifade edilmiş, fakat azınlık hakları, çoğulculuk vs. konusunda yeterince net bir söylem geliştirilmemiş ve hareketin kendi tabanında bunların demokrasi, insan hakları gibi değerlerin içselleştirilmesi için bir girişimde bulunulmamış.
Durum böyle olunca da, metot ve hedeflerin birbirine karışması, araçlar ve amaçlar arasında sınırların kaybolması söz konusudur.
Rabbim Hizmet Hareketi’nin tüm gönüllülerini rızasına muvafık hedeflere yaklaştırsın, onlardan uzaklaştırmasın.
[Yasemin Aydın] 23.8.2017 [TR724]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder