Suriye topraklarına girip IŞİD ile savaşmanın sebebini, hadi İslamcı jargonla soralım hikmetini anlayan var mı? Bir İslamcı yazar: “AKP’yi daha önce IŞİD’e destek vermekle suçlayanlar, bugün niye savaşıyorsunuz diye sorguluyor” cümleleriyle kendince bir çelişkiden söz ediyor. Oysa yanılıyor. Başka bir ülkenin topraklarındaki terör örgütünü beslemek de yanlış, gidip onunla savaşmak da.
AKP Hükümetinin IŞİD’le birlikte anılmasının asıl suçlusu bizzat kendisi. “IŞİD terör örgütü değildir” sonucuna varan beyanatları kimse uydurmadı. Görüntü ve ses kaydı olarak arşivlerde duruyor. Musul Konsolosluğumuzun işgali öncesi ve sonrasında takınılan tavır normal devlet tavrı değildi. Uluslararası pek çok rapora girdi, Türkiye’den Suriye’deki dinci örgütlere giden malzeme. Büyükelçisi, Nusra örgütü bağlantılı olduğu iddia edilen polis tarafından öldürüldüğü için beyaz bayrak çekip teslim olduğumuz Rusya, bu suçlamaları en yüksek sesle yapanların başındaydı. Suriye politikasında tamamen çizgisine angaje olduğumuz için sorun kalmadı sanıyoruz ama kayıtlara geçti bir kere.
MİT TIRLARI FIRSATTI
MİT Tırları olayını da doğru yönetmedi AKP. Böylece üzerindeki şaibeyi artırdı. Ortalama stratejik akıl tırlara değil, savcılara sahip çıkardı. Olayı Türkiye’nin sınırlarını korumasındaki hassasiyetinin örneği olarak kullanırdı. Tam tersine savcılar ve kolluk güçlerine devlet politikalarındaki ihanet davası açıldı. Yetmezmiş gibi Cumhuriyet Gazetesi Yayın Yönetmeni Can Dündar, “devletin gizli kalması gereken belgelerini ele geçirip yayınlamaktan” mahkum edildi. Dündar’ın yayınladıklarının gerçek olduğunu davul zurna eşliğinde bütün dünyaya deklare ettiler. Şimdi kim inanır aksi tezlere… Onlarla savaşıyor olmamız şaibeyi kaldırmıyor. Zira pek çok örnekte görüldüğü üzere ‘beslediğin karga gözünü oyuyor’. Pakistan-Taliban ilişkisi, ABD-El Kaide örneği… liste uzayıp gidebilir.
Bugünkü sorunun iki ayağı var. Biz Suriye topraklarında niye savaşıyoruz? İki, o örgütle kendi topraklarımızda neden yeterince mücadele etmiyoruz? Göstermelik gözaltılar iktidar medyasında haber oluyor, salıverilmeleri birkaç gün sürmüyor. Bırakılma haberleri ancak sosyal medyada duyuluyor. O da AKP’nin kapatmadığı zamana denk gelirse… Farkında mısınız gazeteciler, akademisyenlere 30 güne varan gözaltı uygulaması var; sonrası tutuklama. IŞİD’ci diye yakalananlar birkaç gün içinde sırıta sırıta çıkıyor. Sonra da biz IŞİD’le savaşıyoruz… bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!
EL BAB’I KİMİN İÇİN ALACAĞIZ?
Diyelim ki El Bab’ı aldık, IŞİD’i kovduk, ne yapacağız Türkiye’ye ilhak mı edeceğiz? Putin abisini arkasına alan Esed’e iade etmeyecek miyiz? O zaman bırakalım onlar temizlesin. Artık konuşulmayan Halep’i aldıkları gibi El Bab’ı da onlar alsın? Sahi Halep kaç gündür niye konuşulmuyor? Esed güçleri insafa mı geldi? Halep’i bu kadar kolay unutmaları bile katil polisin El Nusra bağlantılarının sanılanın ötesinde olduğunu ispat ediyor. ‘Elçiyi öldürenlere sahip çıkıyor’ pozisyonuna düşmemek için her şeyi yapıyorlar. Ne dedi Milli Savunma Bakanı Fikri Işık “Halep’in militanlardan kurtarılması için çok başarılı bir operasyon sürüyor”. Geçen hafta insanları Rus konsolosluğu önünde toplayanların geldiği nokta dramatik.
IŞİD’in iki askerimizi yaktığı görüntülere dair üç maymun pozları da manidar. İçerideki (yanlış anlaşılmasın hapisteki değil Türkiye’deki) IŞİD’çiler kamera önünde yakmayı savunurken, Suriye’dekilere bunu yakıştıramayanlar var. Adamlar yaktık diye video yayınlıyor, bizimkiler ‘yok canım yakmamıştır’ tezini savunuyor. Kimse duymasın, konuşmasın diye sosyal medya susturuluyor. Hadi biz sustuk, o çocukların analarının yüreğindeki isyanı susturabilir misiniz? Karanlıkta körebe oynayacağınıza o babaların gözünün içine bakarak söyleyin çocuklarının yanmadığını.
Artık Suriye’de yeni dönem başlıyor. Biz de tıpış tıpış Rusya’nın arkasında ‘Esad kardeşimizle’ randevulaşıyoruz. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın faturayı keseceği isim de hazır. “Ahmet Davutoğlu beni kandırdı” dediğinde kim itiraz edecek? Sadece Esed’le ilgili değil IŞİD faturası da Davutoğlu’na çıkabilir. Hakan Fidan, 15 Temmuz’daki performansıyla paçayı kurtardı, geride Ahmet Hoca kaldı. Artık içerde ‘stratejik yalnızlık/yanlışlık’ kitabı yazar.
[Sefer Can] 26.12.2016 [TR724]
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder