AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Şentop 19 Ocak 2015’de herkesi şok eden demecinde “Türkiye’nin kaderiyle AK Parti’nin kaderi bugün birbiriyle bütünleşmiş durumdadır. AK Parti’nin düşmanları, muhalifleri Türkiye’nin düşmanlarıdır.” demişti.
Dün birinci bölümünü yayınladığım bu mektubun sahibinin tek suçu ise Hizmet Hareketi’ne yakın görünen bir şirkette çalışıyor olmasıydı. O yüzden hem mağdur oldu, hem düşman ilan edildi ve ülkesinden ayrılmak zorunda kaldı. Bugün mektubunun ikinci bölümünü yayınlıyorum.
“Daha önce iş yerlerimizden arkadaşlarımızın meslektaşlarımızın banka hesapları, gazete abonelikleri, muhtaçlar için Kurban ve çeşitli yardımlar, sohbet ve muhabbet için bir araya gelme, dernek üyesi ya da yöneticisi olma gibi sebepler ile tutuklanmış olmaları, eşim gibi bir çok gazetecinin gözaltında ya da hapiste olması gibi sebepler Türkiye’de daha fazla kalma ve yaşama imkanımızın kalmadığını açıkça ortaya koymuştu.
Yakın bir geçmişte anne ve babamızla birlikte çıktığımız kısa Avrupa seyahati için aldığımız pasaport ve vizelerimizin olması bizim için bir ümit olmuştu. Mecburen bir an evvel çıkmaya karar verdik. Bu kararı almak aslında hiç de kolay olmadı. Çünkü ikinci bebeğimizin olması için başladığımız tedavide son noktaya gelmiştik ve son aşamaya gelmiştik. Eşim ve ben son kez gözlerimizin içine baktık ve ailemizin yeni bireyi için çok heyecanlı ve istekli olmamıza rağmen, en azından üçümüz bir arada sağ ve özgür olabiliriz ümidi ve hamileliğinde ne tür tehlikelerin beklediğini kestirememe gibi karmaşık düşünceler bizi, doğmamış çocuğumuzu da İstanbul’da bırakmaya sevk etti.
Derken en yakın tarihe sadece kendi adıma deneme amaçlı bilet aldım. Herkesle olmasa da bir gün içerisinde yakın ailem ile hızlı bir şekilde vedalaştım. Havaalanına gidemeden yolda ya da orada yakalanma, pasaportumun iptal edileceği korkuları arasında zor da olsa çıkabildim ve hemen ardından eşim ve oğlum bilet alarak 1 gün sonra yanıma geldiler. Burada daha önce Yüksek Lisans için geldiğimde tanıştığım arkadaşlarımın ve tanıdıklarımın olması yine bizim için büyük bir avantajdı, çok yardımcı oldular evlerinde misafir ettiler, kalacak yer ayarladılar, bizler ile her şeylerini paylaştılar. Çünkü onlar birer Ensar şuuru ile hareket ediyor ve bizleri de evlerinden, yurtlarından, ailelerinden zorunlu ve haksız bir şekilde koparılmış muhacirler olarak görüyorlardı. Bizler kendimizi sahabe efendilerimize benzetilmeye layık görmesek de, Rabbimiz onları niyetlerine göre Ensar efendilerimizin sevapları ile mükâfatlandırsın inşallah.
Bizler şu anda gözaltında ya da tutuklu olan, pasaportları ve vizeleri olmayan ya da iptal edilen, ya da Türkiye’den çıkmak için geç kalmış birçok mağdura, mazluma göre şanslıydık elbette. Bizler ülkemizi, ailemizi, kariyerimizi, evimizi, arabamızı bırakmak zorunda kaldık belki de ama özgürlüğümüzü ve canımızı şükürler olsun bırakmadık geride. Türkiye’yi anlatmaya gerek yok, herkes artık çok iyi biliyor, muhalif hiçbir sese tahammülü olmayan bir cumhurbaşkanı, hepsi birbirinin kopyası yandaş medya organları, iktidar tekeline ve güdümüne alınmış mahkemeler, asker ve emniyet güçleri, silahlanmaya, ihbara ve iftiraya teşvik edilerek kinlendirilen bir toplum ve asıl suçlu insanlar tahliye edilerek hapishanelere atılan, işkencelere ve tecavüzlere maruz kalan suçsuz, masum ve bir çoğu aydın, akademisyen, asker, polis, hakim, savcı, avukat, gazeteci ve üniversite mezunu her biri alanında ve mesleğinde başarılı beyinler, hamile olanından, sütten kesilmemiş bebeği olana, hasta yatağından götürülen ihtiyarlara kadar bir çok insan da gözaltında ya da hapishanelerde maalesef eziyet görmekte.
Bizler insan haklarına saygılı, demokratik ve anayasasına bağlı bir ülkeye geldiğimizi düşünüyoruz ancak Cumhurbaşkanının devam eden söylemleri “bunların, dünyanın neresine giderlerse gitsinler can güvenlikleri yok ve benzeri tehditleri ile birçok istihbarat elemanın görevlendirildiğinin ve mafyanın açıktan suikast planları yaptıklarına dair haberler burada da bizleri ve ailelerimizi tedirgin etmektedir. Bizler geldiğimiz ülkenin dilini bir an evvel öğrenerek, eğitim, deneyim ve liyakatlarımıza uygun mesleklerde çalışmaktan ve bulunduğumuz ülkeye entegre olarak gelişimine katkıda bulunmaktan memnuniyet duyacağız. Bu imkanın bize sağlanması için gerekli belgeler ile başvurumuzu yaptık ve sonucunu bekliyoruz. Bizim ve bizim gibi birçok mağdur insanımızın başvurularının da olumlu bir şekilde sonuçlanmasını ümit ediyoruz.
Allah-u Teala Kuran’I Kerim’de Efendimize (a.s.m)“ Andolsun ki size biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve rızıklardan biraz azaltma ile deneriz. Sabredenleri müjdele!” buyuruyor. Bizler tüm bu olan biten karşısında sabretmekle mükellef olduğumuzu düşünüyor ve yine Allah’ı vekil kılarak yalnızca O’na sığınıyor ve müjdesine mazhar olabilmeyi ümid ediyoruz.
Allah er ya da geç tüm insanlığa haklıyı, haksızı, doğruyu, yanlışı ve yalan ile gerçeği gösterecektir. Duamız ve dileğimiz zulümlerin, eziyetlerin, işkencelerin bir an evvel bitmesi ve bebeği ile ihtiyarı ile mağdur olan, mazlum olan tüm insanların en yakın zamanda özgürlüklerine, ailelerine, insanca yaşayabilecekleri hayatlarına kavuşabilmeleridir.”
Mahmut ÇEBİ, 06.11.2016 /Zaman
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder