Ben anlattıklarıyla şoktan şoka girerken ablam halinden öyle memnun ki, çoğu defa anlattıklarını kıkır-kıkır anlatıyor.
-Evi sattım, kiraya çıktım. O parayla bütün borçları kapattım. Bir yıllık da kiramı ödedim. İnanmazsın, arabayı bile tamir ettirip sattım. Kadın başımla kaç sefer sanayiye gittim…
Biliyor musun, ben fatura yatırmayı bile bilmezdim önceden. Şimdi hepsini kendi başıma yapabiliyorum…
Sonra bir ara sesi ciddileşiyor:
-Tek sıkıntımız bize sağlık sigortası yapmamaları… Muayene, tahliller, filimler hepsi para…
Yok artık diyorum! Onun kanser hastası olduğunu düşündükçe tüylerim diken diken oluyor, Savaşta bile kadınlara çocuklara dokunulmazken..
-Nasıl olur? Neden?
O devam ediyor:
-Valla ben de duyunca yuh dedim! 1 Eylülde genelge çıkmış. Hatta geçen arkadaşlar toplandı. ‘Bizi sigortalamıyorsunuz bari şu kadını sigortalayın. O kanser hastası!’ dediler ama dinletemediler… Ama Allah büyük… İçimde bir his var, her şey iyi olacak inşallah… diyor
Evet, şüphesiz Allah büyük…
O da olmasa bunca zulme nasıl dayanılır? Telefonu kapatırken ondaki metanet ve teslimiyete hayran oluyorum…
Anlattıklarının etkisiyle günlerce kendime gelemiyorum. Aklım hep onlarda ve suçsuz yere hayatları zindana çevrilen diğer abi/ablalarımda. Bir şey olmalı, yapacak bir şey… Her ne kadar uzakta olsak da, bu duruma seyirci kalınmamalı. Rabbim o masumlara sahip çıkmamanın hesabını bize de sorarsa? Bu nasıl kardeşlik derse?
Bir kaç gün sonra ablam yine arıyor. Bu sefer neşesi sanki daha yerinde.
-Terfi ettim, diyor, artık pastanede çalışıyorum!
Öyle mutlu ki, sanki dünyaları ona bağışlamışlar. Doğru ve dürüst olmanın, haklı olmanın, zalime boyun eğmemenin verdiği mutluluk bu. Bir an onunla birlikte ben de mutlu oluyorum.
Bu nasıl bir iman?
Ne şerefli bir dik duruş Allah aşkına…? Telefonda mutluluğunu bozmamak için:
-Efsane yazıyorsun ablam yaa. Filmi çekilecek kadınsın! diyorum. Gülüyor…
-Bayramda abini görmeye gittiğimde orayı bir görecektin, diyor….
Yani ağlamayayım diyorum, beni gözü yaşlı görmesin abin diyorum ama mümkün değil…! Yaşlı anne-babalar evlatlarını görmeye gelmişler, gözü yaşlı öylece bekleşiyorlar… küçük çocuklar… Hele bir tutuklu vardı ki, çocukları koşup boynuna sarılınca birini sağ koluna, diğerini de sol koluna aldı, öptü-kokladı… bir görseydin… yürek dayanmaz…
Görmüyorum ama o anlatırken bile gözyaşlarım yanağımdan süzülüyor…
-O ara bir kadın geldi boynuma sarıldı. Meğer beni tanıyormuş. ‘Biz sizi zamanında anlayamamışız’ dedi ağlaştık. Bir diğeri cebime bir şey iliştirdi fakat o telaşeyle unuttum. Eve gidince elimi cebime bir attım ki, para koymuş!
Keşke kadını tanısam da bir teşekkür edebilsem… İşte al sana kardeşlik!
‘Elhamdülillah’ diyorum. Bin defa, milyon defa… Bunca kötülüğün içinde tertemiz ashab ruhlu insanlar.. diyorum içimden…
-Önemli olan miktar değil ki, diye devam ediyor sözlerine, önemli olan o biçare anında insana ‘senin yanındayım’ hissini verebilmek. Geçen biri biraz fasulye verdi, kaç arkadaşa dağıttım. Değilse o verilen fasulye ne vereni mahzun eder, ne de alanı ihya eder…
Susuyorum. Haklı… Sözlerinin her biri kurşun gibi inerken yüreğime o devam ediyor:
-Kurban bayramında birileri kurban kesmiş, bana dağıtabileceğimiz kimseler var mı diye sordular. Ben de onları bir arkadaşıma götürdüm. Onun da eşi tutuklu, çoluğu-çocuğu var… Kadın eti görünce dedi ki ‘Bu çok fazla, ben birazını alayım, gerisini başka muhtaç ailelere götürün…’ İnan öyle ağladım ki kapısında… Hele yazık, bir arkadaş var; o burada tutunamadı. Onun da eşi cezaevinde. Üstelik bir de spastik çocuğu var. Kira ödeyemeyecek durumda. Eşini burada bırakıp, memleketine dönmek zorunda kaldı… Biz de arkadaşlarla bir araya geldik, karınca-kararınca bir şeyler topladık. O arkadaşa sürpriz yapıp bayramda çocuklarıyla birlikte onlara otobüs bileti aldık. Bayramda çocuklar babalarıyla görüştüler. Bir sevindiler ki…
İçim yanıyor… sözün bittiği yerdeyim. Kendisi yardıma muhtaçken haline hamdedip başkalarına kol-kanat germeyi onlara kim öğretti? Komşuları yüzüne bakmaz, kırk yıllık dost ve akrabaları selamı keserken, insanlığa olan güvenini kaybetmeyip hâlâ iyilik peşinde olmayı onların kalbine yerleştiren kim? Bu insanların birer vatan haini terörist olduğuna kim inanır? Kafamda yüzlerce soru…
-Sen başkalarına sahip çıkıyorsun, Rabbim de size sahip çıksın. Birinizi bin etsin diyebiliyorum sadece…
-Para nedir ki canım benim, diye istihza ediyor, burdan gelir-şurdan gider… Allah can sağlığı versin. İnsanların bizi düşünmesi, yanınızdayız demesi her şeyden önemli… Bana diyorlar ki memlekete git, yok ailenin yanına git… Ben eşimi burada bırakıp da hiç bir yere gitmem! Her hafta da onu görmeye giderim!
Helal olsun diyorum içimden… Sonra ses tonu tekrar yumuşuyor…
-Pastanede çalışıyorum ya, patronum olan abi bana haftalık bayat simitleri-poğaçaları veriyor. Arkadaşlara dağıta, dağıta eve geliyorum. Isıtıp çocukların okul çantalarına koyuyorlar. Bana öyle dua ediyorlar ki göreceksin…Çok şükür halimize…
Telefonu dualarla kapatırken yüreğim isyan ediyor. Bir tarafım nefretle yezitlere lanet okurken, diğer tarafım mutluluk gözyaşları döküyor. Ablamın tesellisi ve teslimiyeti bana da sirayet ediyor. Milyonları verseydik acaba bu elmas ve kömür ruhlu insanları tanıyabilir miydik diyorum… Onlar bunca eza ve cefaya maruz kalırken, biz de bu kutlular kervanındanız diyebilmemiz için, bizim de yapabilecek bir şeylerimiz olmalı. Onlar muhacirler gibi yollara dökülürken, bizim de ensar ruhlu ashab gibi onlara kucak açmamız gerekmez mi?
Mahmut ÇEBİ, 30.10.2016 /Zaman
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder